Ana SayfaBursaMustafa Bozbey mahkemede detaylı savunma yaptı: "Tüm kararlarımda kamu yararını esas aldım"

Mustafa Bozbey mahkemede detaylı savunma yaptı: “Tüm kararlarımda kamu yararını esas aldım”

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey hakkında hazırlanan iddianame kapsamında, sanıklar hakkında "suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme", "rüşvet alma", "imar kirliliğine neden olma" ile "kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi" suçlamalarıyla dava açıldı.

-SPONSORLU-

Dava kapsamında savunmasını yapan Mustafa Bozbey, iş insanı Emin Adanur tarafından kendisine yöneltilen tüm suçlamaların gerçeği yansıtmadığını ifade ederek , 2024 yılında Adanur’un iki kez makamına gelerek ihalesiz iş talebinde bulunduğunu, bu talebi kamu yararı ve hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle reddettiğini söyledi. Bozbey, bu süreçten sonra hakkında iftira niteliğinde iddiaların ortaya atıldığını belirtti.

Savunmasının devamında iddianamede bazı şirketler arasındaki para hareketleri ile eşi Seden Bozbey’in hesaplarından geçen paraların suç unsuru gibi gösterilmeye çalışıldığını söyleyen Bozbey, ailesinin uzun yıllardır müteahhitlik yaptığını ve önemli miktarda gayrimenkule sahip olduğunu söyledi.

1999 yılından önce de müteahhitlik faaliyetleri yürüttüğünü ifade eden Bozbey, inşaat yüksek mühendisi olarak yıllarca mesleğini icra ettiğini, ailelerinin yıllar içerisinde edindiği taşınmazları ihtiyaç doğrultusunda sattıklarını, takas ettiklerini veya değerlendirmeye devam ettiklerini söyledi.

Sadece Saygın Kent Projesi’nde ailelerine ait 22 daire ve çeşitli iş yerlerinin bulunduğunu ifade eden Bozbey, hayatları boyunca hem müteahhitlik yaptıklarını hem de aile mal varlığını yönettiklerini belirtti.

Bozbey, iddianamede kendisine isnat edilen rüşvet, suç örgütü ve benzeri suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini belirterek, “Bunların tamamı iftiradan, dedikodudan ve suç oluşturma çabasından ibarettir.” dedi.

Savunmasında Nilvak Vakfı’nın kuruluş amacı ve faaliyetlerine de değinen Bozbey, vakfın ailelerinin mal varlığını ve bağışlarını yönettiğini söyledi.

Nilvak’ın temel amacının Nilüfer’de eğitim gören öğrencilere, ihtiyaç sahiplerine ve gençlere destek vermek olduğunu ifade eden Bozbey, vakfın her beş yılda bir Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından denetlendiğini ve yapılan son denetimlerde faaliyetlerinin amacına uygun yürütüldüğünün tespit edildiğini söyledi.

Vakfın bugüne kadar belediye personeline, çocuklarına, ihtiyaç sahibi vatandaşlara ve yaklaşık iki bin öğrenciye burs desteği sağladığını anlatan Bozbey, gelirlerini artırmak amacıyla araba pazarı, kreş, rehabilitasyon merkezi ve özel okul işletmeciliği gibi faaliyetler yürüttüğünü, bu nedenle vakfa bağlı şirketler kurulduğunu söyledi.

Bozbey, vakfın eğitim faaliyetlerini sürdürebilmesi amacıyla Özel Eğitim Hizmetleri A.Ş. ile Ünifer Dershanecilik A.Ş.‘nin kurulduğunu, Ünifer Dershanecilik’in hisselerinin tamamının Nilvak’a ait olduğunu ifade etti.

FİDE A.Ş.’ye ait arsa üzerine okul yapılmasına karar verildiğini anlatan Bozbey, banka kredisi kullanılacağı için Kredi Garanti Fonu (KGF) kapsamında belirlenen şartlardan birinin yüklenici firma aracılığıyla inşaatın yürütülmesi olduğunu belirti. Bu nedenle Muhittin Demirtaş’ın sahibi olduğu Serez A.Ş. ile sözleşme imzalandığını ifade eden Bozbey, İş Bankası’ndan kullanılan kredinin doğrudan Serez A.Ş.’ye aktarıldığını, Serez A.Ş.’nin de alt yüklenici olarak Ekrem Ünlü İnşaat ile çalıştığını kaydetti.

Bu süreçte oluşan cari hesap ilişkisinin muhasebecinin önerisi doğrultusunda eşi Seden Bozbey üzerinden yürütüldüğünü, bu uygulamanın hukuki açıdan sakınca doğurup doğurmayacağını avukatlarına sorduklarını ve olumlu görüş almalarının ardından işlemleri gerçekleştirdiklerini söyledi. Bozbey, FİDE A.Ş. adına gelen paraların tamamının yine şirket adına kullanıldığını, personel maaşlarının, SGK primlerinin, vergilerin ve diğer faaliyet giderlerinin bu hesaplardan ödendiğini belirterek, tüm işlemlerin resmi muhasebe kayıtlarında bulunduğunu vurguladı.

“Eğer burada kötü niyetli bir işlem olsaydı bütün para hareketleri bu kadar açık, kayıtlı ve denetlenebilir şekilde yürütülür müydü?” ifadelerini kullandı.

1989 yılında Bozbey İMTEZ Şirketi’ni kurduğunu, bugün şirketin ticari faaliyetlerinin sonlanma sürecinde olduğunu söyleyen Bozbey, 1996 yılında kurdukları Bozbey A.Ş.’nin zamanla güçlü bir inşaat ve yatırım şirketi haline geldiğini anlattı.

2008 yılındaki ekonomik süreç nedeniyle şirketlerinin konkordato sürecine girdiğini belirten Bozbey, aile olarak hem şirketlerinin hem de şahsi mal varlıklarının önemli bölümünü kaybettiklerini ifade etti. Bu süreçte aile varlıklarının bir kısmını güvendikleri yakınlarının üzerine devrettiklerini belirten Bozbey, bunun tamamen aile mallarını korumaya yönelik tasarruf olduğunu söyledi.

Perçem A.Ş.’nin de bu kapsamda kurulduğunu ifade eden Bozbey, şirket isminin ailelerinin eski lakabından geldiğini, şirkette yüzde 24 ortak olduğunu ve yöneticisinin kardeşi olduğunu belirtti.

Şirket ortaklıklarının suç gibi gösterilmeye çalışıldığını ifade eden Bozbey, “Ben belediye başkanlığından sonra hiç mi çalışmayacaktım? Sadece emekli maaşıyla mı yaşayacaktım? Ben inşaat yüksek mühendisiyim. Belediye başkanlığı benim mesleğim değil. Görevim sona erdiğinde yine kendi mesleğimi yapacağım.” dedi.

Hakkındaki örgüt suçlamasına da değinen Bozbey, suç örgütü yöneticisi ya da üyesi olduğu yönündeki tüm iddiaları kesin bir dille reddetti.

Yüzü aşkın gündür cezaevinde bulunduğunu söyleyen Bozbey, bu süreçte sürekli geçmişini düşündüğünü belirterek, “Hayatıma baktım. Kendime ‘Ben hangi örgütün yöneticisi olmuşum?’ diye sordum. Kime baskı kurmuşum? Kimin hakkını gasp etmişim? Kime tehditte bulunmuşum? Bunların hiçbirinin cevabı yok. Çünkü böyle bir şey hiç yaşanmadı.” ifadelerini kullandı.

Kendisini somut dayanağı olmayan bir örgüt yapılanmasının içerisine yerleştirmeye çalışıldığını savunan Bozbey, bunu vicdanen de hukuken de kabul etmediğini söyledi.

İddianamede 2 Nisan 2009 tarihli başkan yardımcısı görevlendirme yazısının örgüt delili gibi gösterildiğini belirten Bozbey, bunun tamamen Belediye Kanunu’nun verdiği yetki kapsamında yapılan idari bir işlem olduğunu söyledi.

2009 seçimlerinden sonra belediye meclisinin yeniden oluştuğunu, belediye meclisi üyeleri arasından üç başkan yardımcısı görevlendirdiklerini ifade eden Bozbey, bunlardan birinin Turgay Erdem olduğunu hatırlattı.

Koordinatör başkan yardımcılığı uygulamasının belediyenin bütün birimleri arasındaki koordinasyonu sağlamak amacıyla oluşturulduğunu belirten Bozbey, bunun sadece imar işleriyle ilgili özel bir yapı olmadığını vurguladı. Bu görevlendirmenin belediye hizmetlerinin daha verimli yürütülmesi, müdürlükler arasında koordinasyonun sağlanması ve vatandaşlara daha hızlı hizmet sunulması amacıyla yapıldığını kaydeden Bozbey, görevlendirmenin yalnızca 2009-2014 dönemini kapsadığını belirtti.

Bozbey, 1999 yılında göreve başladığında Nilüfer’in nüfusunun yaklaşık 99 bin olduğunu, 2009’da 181 bine, 2019’da ise 283 bine ulaştığını söyledi. Artan nüfus nedeniyle belediye hizmetlerine olan talebin büyük ölçüde arttığını belirten Bozbey, koordinatör başkan yardımcılığı uygulamasının tamamen kamu hizmetinin daha etkin yürütülmesi amacıyla oluşturulduğunu ifade etti.

Savunmasının devamında deprem gerçeğine dikkat çeken Bozbey, 17 Ağustos Marmara Depremi sonrasında Nilüfer Belediyesi olarak yapı güvenliği konusunda önemli çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Bozbey, İnşaat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi ile protokol yapıldığını, eski yapı stokunun deprem güvenliği açısından incelendiğini belirten Bozbey, raporlar doğrultusunda kentsel dönüşüm çalışmalarına önem verdiklerini anlattı.

İmar yoğunluğunu artırmadan dönüşüm yapılmasını savunduklarını belirten Bozbey, bina sahiplerine uzun vadeli düşük faizli kredi, yüklenici firmalara ise vergi kolaylıkları sağlanması gerektiğini savunduğunu söyledi. Bozbey, İnşaat Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Makine Mühendisleri Odası ve Elektrik Mühendisleri Odası Bursa şubeleriyle birlikte teknik denetim modeli oluşturduklarını ifade etti.

Amaçlarının projelerin teknik açıdan daha sağlıklı incelenmesi, imar uygulamalarında hata yapılmasının önlenmesi ve vatandaşların güvenli yapılarda yaşamasını sağlamak olduğunu ifade eden Bozbey, yapı denetim kuruluşlarının da yasal sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi.

İddianamede yer alan 30 olay başlığının tamamına ilişkin suçlamaları reddeden Bozbey, dosyadaki birçok iddianın varsayımlara, yanlış değerlendirmelere ve gerçeği yansıtmayan beyanlara dayandığını savundu.

Bozbey, Emin Adanur’u uzun yıllardır tanıdığını, 2024 yılı sonlarına kadar kendisine “abi” diye hitap ettiğini söyledi.

Altınşehir Mahallesi’nde kardeşine ait projeyi üstlenmek istediğini, kardeşiyle kat karşılığı sözleşme imzaladığını belirten Bozbey, inşaatın planlandığı gibi ilerlememesi nedeniyle taraflar arasında anlaşmazlık çıktığını söyledi. Kardeşinin sözleşmeye aykırı davranıldığını ve fazla satış yapıldığını ileri sürdüğünü söyleyen Bozbey, ailelerinin bu süreçte önemli maddi zarar gördüğünü belirtti.

Büyükşehir Belediye Başkanı olduktan sonra Emin Adanur’un iki kez makamına geldiğini söyleyen Bozbey, ilk görüşmede belediyeden iş almak istediğini, kendisinin ise tüm ihalelerin açık ve şeffaf şekilde yapıldığını söylediğini ifade etti.

Adanur’un ihalesiz iş istediğini öne süren Bozbey, ikinci görüşmede de aynı talebin tekrarlandığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Kendisine ihalesiz iş vermemin mümkün olmadığını söyledim. Bunun üzerine bana, ‘Tamam, bundan sonra sen göreceksin. Sana neler yapacağımı göreceksin.’ diyerek beni tehdit etti ve kapıyı sert şekilde çarpıp çıktı.”

Bu görüşmeye ilişkin tanıkların bulunduğunu belirten Bozbey, daha sonra Emin Adanur’un sosyal medya üzerinden gerçek dışı paylaşımlar yaptığını, hakaret ve iftiralar nedeniyle suç duyurusunda bulunduklarını, açılan davalarda mahkûmiyet kararları verildiğini söyledi.

Dosyada yer alan beyanların da aynı iftiraların devamı niteliğinde olduğunu savunan Bozbey, “Kendisinin ileri sürdüğü iddiaların tamamı husumetten kaynaklanmaktadır.” dedi.

İddianamenin 138 ve 139’uncu sayfalarında yer alan birinci olaya ilişkin değerlendirmeleri de kabul etmediğini belirten Bozbey, HTS kayıtları üzerinden çeşitli kişilerle irtibat kurularak suç oluşturulmaya çalışıldığını savundu. Telefon görüşmesi yapmanın tek başına suç delili olamayacağını söyleyen Bozbey, söz konusu kayıtların yanlış yorumlandığını ifade etti.

İddia konusu daireyle ilgili bilgisi olmadığını belirten Bozbey, 4 Ağustos 2025 tarihli inceleme raporunda da emsal artışı bulunmadığının açıkça ortaya konulduğunu söyledi. Söz konusu ruhsatın 4 Temmuz 2017’de alındığını, dairenin ise 6 Aralık 2017’de satın alındığını hatırlatan Bozbey, ruhsattan yaklaşık altı ay sonra gerçekleşen sıradan bir ticari satın alma işleminin bugün rüşvet gibi gösterilmeye çalışıldığını savundu.

İddianamede yer alan 19’uncu olaya ilişkin de açıklamalarda bulunan Bozbey, Hüseyin Arslan isimli kişiyi tanımadığını söyledi.

Kendisiyle yalnızca bir telefon görüşmesi yaptığını ifade eden Bozbey, görüşme sırasında iş merkezi ve dükkânlarla ilgili konuların gündeme geldiğini, kendisinin ise bu taşınmazlarla ilgisinin olmadığını ifade ettiğini anlattı.

Konuşmanın ilerleyen bölümünde tehdit içerikli ifadeler kullanıldığını öne süren Bozbey, bu nedenle görüşmeyi sonlandırdığını söyledi.

Hüseyin Arslan hakkında daha önce hukuki süreç başlattığını ve mahkeme tarafından mahkûmiyet kararı verildiğini belirten Bozbey, dosyada yer alan beyanlarının güvenilir olmadığını savundu. Bozbey, bu olay kapsamında da rüşvet suçunu oluşturacak hiçbir somut olgunun bulunmadığını, ruhsat tarihleri ile taşınmazın satın alınma tarihlerinin resmi kayıtlarda açık olduğunu belirterek, kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetti.

Yazar

Yazıyı beğendiniz mi? Paylaşarak yakın çevrenizin de görmesini ister misiniz?
Editörün Seçtikleri

En Çok Okunan Haberler

Son Yorumlar