Bir halkın ruhunu anlamak için bazen onun ne söylediğine değil, ne söylediğini nasıl söylediğine bakmak gerekir. Çünkü şarkı, yalnızca ezgilerin ve sözlerin bir araya gelmesi değildir. Şarkı; insanın içinden taşan sevincin, hüznün, özlemin, umudun ve isyanın sesidir.
İspanyol atasözünün söylediği “Şarkı söylemeyen halk hastadır” sözü, tam da bu nedenle üzerinde düşünülmesi gereken derin bir anlam taşır. Buradaki hastalık, elbette bedensel bir hastalık değildir. Bu, toplumun ruhunda başlayan bir yorgunluğun, umutsuzluğun ve suskunluğun ifadesidir.
Çünkü şarkı söylemek, yaşama katılmaktır.
İnsan mutlu olduğunda da şarkı söyler, hüzünlendiğinde de… Sevgisini anlatırken de bir ezgiye sığınır, acısını paylaşırken de. Bazen bir türkünün içinde çocukluğunu bulur, bazen bir şarkının sözlerinde geçmişini anımsar. Bir ezgi, yıllardır görmediği bir insanı yeniden karşısına çıkarabilir. Bir türkü, uzak bir memleketi yakın edebilir. Demek ki şarkı, insanın belleğidir.
Toplumların da belleği vardır. Türkülerde yaşar bu bellek. Ninnilerde, ağıtlarda, marşlarda, ilahilerde, halk ezgilerinde… Her ezgi, geçmişten geleceğe uzanan görünmez bir köprüdür.
Bir halk şarkı söylüyorsa, hâlâ anlatacak bir öyküsü vardır. Sevinçlerini paylaşabiliyor, acılarını dile getirebiliyor, özlemlerini ifade edebiliyor demektir.
Ama bir toplum susuyorsa…
İşte asıl hastalık belki de orada başlar.
Suskunluk, yalnızca sessizlik değildir. Bazen korkudur. Bazen umutsuzluktur. Bazen geleceğe duyulan inancın yitirilmesidir. İnsanların kendilerini ifade etmekten vazgeçmeleri, birbirlerine yabancılaşmaları ve ortak duygularını yitirmeleri, toplumun ruhunda derin yaralar açar.
Şarkı söyleyen insan, yalnız olmadığını anlar.
Birlikte söylenen bir türkü, insanları birbirine yaklaştırır. Aynı ezgiye eşlik eden insanlar, farklılıklarını bir süreliğine geride bırakır. Sesler birleşir, yürekler yakınlaşır. Bir koro çalışmasında bunu açıkça görürüz. Her insanın sesi farklıdır. Kiminin sesi güçlü, kimininki daha zayıftır. Kimi yüksekten söyler, kimi alçaktan… Ama doğru bir uyum içinde bütün sesler bir araya geldiğinde ortaya tek bir güzellik çıkar.
Toplum da böyledir.
Farklılıklarımızla bir arada yaşayabilmeyi öğrendiğimizde, seslerimiz bir kakofoniye değil, bir armoniye dönüşür. Belki de bu yüzden sanat ve müzik, toplumların ruh sağlığı açısından büyük önem taşır. Şarkı söyleyen, türkü dinleyen, şiir okuyan, tiyatroya giden, resim yapan, dans eden insan; yaşamla bağını koruyan insandır.
Sanat, insanın içindeki karanlığa açılan bir penceredir. Bazen bir şarkı, söyleyemediğimiz bir tümceyi bizim yerimize söyler..Bazen bir türkü, içimizde biriktirdiğimiz acıyı alıp uzaklara götürür.
Bazen de hiç tanımadığımız insanlarla aynı duyguda buluşturur bizi.
Bir konser salonunda binlerce insanın aynı şarkıyı birlikte söylediğini düşünün. O anda yaş, meslek, makam, varsıllık, yoksulluk gibi ayrımların bir anlamı kalmaz. Herkes aynı ezginin içinde buluşur. Sesler birleşir ve ortak bir duyguya dönüşür.
İşte toplum olmanın en güzel yanlarından biri de budur. Birlikte şarkı söyleyebilmek…
Bu nedenle, “Şarkı söylemeyen halk hastadır” sözü bize yalnızca müziğin önemini anlatmaz. Bize, bir toplumun umutla, dayanışmayla ve ortak duygularla yaşaması gerektiğini de anlmsatır.
Bir halkın türkülerini susturursanız, yalnızca müziği susturmuş olmazsınız. O halkın belleğini , duygularını ve öykülerini de susturmaya başlarsınız. Oysa insanın ve toplumun iyileşmeye gereksinimi vardır. Bunun için bazen bir doktora, bazen bir ilaca, bazen de bir şarkıya ihtiyaç duyulur.
Çünkü şarkı söylemek, yaşama “Ben buradayım” demektir.
Umut etmek demektir.
Yaşama sevinci demektir.
Birlikte olmak demektir.
Ve belki de en önemlisi, karanlığın içinde bile ışığı aramaktır.
Öyleyse söyleyelim.
Hep birlikte, yüksek sesle söyleyelim.
Çocuklarımız ninniler söylesin. Gençler kendi şarkılarını yazsın. Büyükler türkülerini anlatsın. Korolar çoğalsın, alanlarda ezgiler yükselsin, evlerde müzik eksik olmasın.
Çünkü şarkı söyleyen bir halkın hâlâ umudu vardır.
Hâlâ birbirine söyleyecek sözü vardır.
Hâlâ geleceğe ilişkin bir düşü vardır.
Ve belki de bu yüzden, şarkı söyleyen halk yalnızca müzik yapmaz; kendi ruhunu iyileştirir.
Şarkı söylemeyen halk hastadır.
Ama şarkısını yeniden bulan halk, yeniden iyileşmeye başlamıştır.
Zeki BAŞTÜRK

