Eskiden maaş günü geldiğinde insanın aklına gelecek gelirdi.
Bu ay ne kadar biriktireceğim?
Ne zaman araba alabilirim?
Biraz daha para biriktirirsem ev için peşinatı tamamlayabilir miyim?
Şimdi ise maaş günü başka bir hesabın başlangıcı.
Kira ne kadar oldu?
Market ne kadar tutacak?
Faturalar ne kadar gelecek?
Geçen ay aldığım şeyi bu ay yine alabilecek miyim?
Çünkü artık çalışan insanın meselesi zenginleşmek değil.
Yoksullaşmamak.
Maaş aynı yerde duruyor, hayat durmuyor.
Markette fiyat değişiyor. Kiralar değişiyor. Ulaşım değişiyor. Çocukların masrafları değişiyor. Faturalar değişiyor. Günlük hayatın neredeyse her kaleminde yeni bir rakamla karşılaşıyoruz.
Ama maaş?
Çoğu zaman aynı maaş.
İşte insanın cebini asıl zorlayan da bu makas.
Bir yıl önce aynı parayla alabildiğin şeylerin bir bölümünü bugün alamıyorsan, maaşın kâğıt üzerinde aynı kalmış olsa bile aslında gelirinin satın alma gücü azalmış demektir.
Bunu en iyi ay sonu gösteriyor.
Maaş hesabımıza yatıyor.
İlk birkaç gün insan rahatlıyor.
Sonra kira.
Fatura.
Market.
Ulaşım.
Kredi kartı.
Derken ayın daha ortasına gelmeden maaşın büyük bölümü gidiyor.
Ve insan bir noktada kendi kendine soruyor:
“Benim maaşım mı azaldı, yoksa hayat mı pahalandı?”
Cevap aslında ikisi de.
Maaş aynı kalırken fiyatlar yükseliyorsa, çalışan insan her ay biraz daha geriye gidiyor.
Üstelik bunun en tehlikeli tarafı, yoksullaşmanın bir anda gerçekleşmemesi.
Sessiz gerçekleşmesi.
Bir anda evini kaybetmiyorsun.
Bir anda aç kalmıyorsun.
Bir anda hayatın değişmiyor.
Önce dışarıda daha az yemek yiyorsun.
Sonra tatili erteliyorsun.
Yeni kıyafet almıyorsun.
Arabanı değiştirmiyorsun.
Çocuğun için düşündüğün bazı şeylerden vazgeçiyorsun.
Birikim yapamıyorsun.
Sonra bir bakıyorsun, birkaç yıl önce normal kabul ettiğin hayat artık lüks olmuş.
İşte ekonomik sıkıntının insan hayatındaki karşılığı tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Yoksullaşmak bazen daha az para kazanmak değildir. Daha önce normal olan şeyleri artık yapamamaktır.
Ve bu durum yalnızca düşük gelirli insanları ilgilendirmiyor.
Çünkü enflasyonun en ağır taraflarından biri beklentileri de değiştirmesi.
İnsan geleceğe dair plan yapamıyor.
“Seneye ev alırım” diyemiyor.
“Biraz daha biriktireyim, araba alırım” diyemiyor.
“Çocuğum için kenara para koyarım” diyemiyor.
Çünkü bugün biriktirdiği paranın yarın ne kadar değer taşıyacağını kestirmekte zorlanıyor.
Böyle bir ortamda insanın çalışmaya bakışı da değişiyor.
Çalışmak artık her zaman daha iyi bir hayatın kapısını açmıyor.
Bazen yalnızca mevcut hayatını koruyabilmenin şartı oluyor.
Sabah erkenden kalkıyoruz.
Trafiğe giriyoruz.
Saatlerce çalışıyoruz.
Mesai yapıyoruz.
Stres taşıyoruz.
Eve yorgun dönüyoruz.
Bütün bunların sonunda istediğimiz şey artık zengin olmak bile değil.
Sadece geçen yıl sahip olduğumuz hayatı bu yıl da sürdürebilmek.
Bu çok ağır bir duygu.
Çünkü insan emeğinin karşılığını yalnızca maaş olarak görmek istemez.
Bir karşılık daha bekler:
İlerlemek.
Daha iyi yaşamak.
Geleceğe biraz daha güvenle bakmak.
Çocuğuna daha iyi imkânlar sunabilmek.
Kendine küçük de olsa bir hayat kurabilmek.
Eğer insan bütün yıl çalışıyor ve yılın sonunda yalnızca “Bu yıl da geriye düşmedim” diyebiliyorsa, burada yalnızca ekonomik değil, toplumsal bir mesele de vardır.
Çünkü çalışmanın insanlara verdiği umut zayıflamaya başladığında, bunun etkisi yalnızca cüzdanda kalmaz.
Gençlerin gelecek planlarına yansır.
Evlilik kararlarına yansır.
Çocuk sahibi olma kararlarına yansır.
Ev sahibi olma hayaline yansır.
Hatta insanların ülkede kalma ya da başka bir ülkede hayat kurma düşüncesine kadar uzanır.
O yüzden enflasyonu yalnızca market rafındaki fiyat etiketi olarak görmemek gerekiyor.
Enflasyon bazen bir insanın hayalinden eksilen bir odadır.
Bazen ertelenen bir düğündür.
Bazen doğması ertelenen bir çocuktur.
Bazen yıllarca alınamayan bir evdir.
Bazen de insanın kendisine söylediği o cümledir:
“Şimdi değil. Biraz daha bekleyelim.”
Fakat sorun şu:
Ne kadar daha bekleyeceğiz?
Çalışan insanın beklentisi aslında çok büyük değil.
Kimse bir gecede zengin olmak istemiyor.
İnsan emeğinin karşılığında biraz olsun ilerlemek istiyor.
Bugün dünden daha kötü olmamak, yarın bugünden biraz daha iyi yaşayabilmek istiyor.
Belki de ekonomik hayatın en temel ölçüsü tam olarak budur.
İnsanların ne kadar kazandığından önce, kazandıklarıyla nasıl bir hayat kurabildiğine bakmak.
Çünkü maaşınız aynı kalırken hayatınız sürekli pahalanıyorsa, rakam değişmese bile hayatınız değişir.
Ve bir süre sonra insan yalnızca geçinmek için değil, yerinde saymamak için çalışmaya başlar.
Bugünün en büyük ekonomik meselesi de belki tam olarak budur:
İnsanlar daha zengin olmak istemiyor artık. Sadece çalışarak fakirleşmek istemiyor….
Zenginleşmek Değil, Yoksullaşmamak İçin Çalışıyoruz
Eskiden maaş günü geldiğinde insanın aklına gelecek gelirdi.

