İnsan ilişkilerinde herkesin farklı düşünceleri, beklentileri ve hassasiyetleri vardır. Birine doğru gelen bir söz, başkasına yanlış gelebilir. Birinin takdir ettiği davranış, diğerinin hoşuna gitmeyebilir.
Peki, böyle durumlarda ne yapmalıyız? Herkesi memnun etmek için kendi düşüncelerimizden mi vazgeçmeliyiz?
Elbette insanların görüşlerine saygı göstermeli, eleştirilerini dinlemeli ve gerektiğinde kendi hatalarımızı da kabul edebilmeliyiz. Çünkü doğru bildiğimiz her şeyin mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.
Ancak eleştiriye açık olmakla, sırf birileri rahatsız olacak diye susmak aynı şey değildir.
Bazen bir iş yerinde, bazen dost meclisinde, bazen de toplumun karşı karşıya kaldığı önemli meselelerde bu ikilemle karşılaşırız. Kimseyi kırmamak adına sessiz kalmak kolay görünebilir. Fakat bu sessizlik zamanla yanlışların görmezden gelinmesine de yol açabilir.
Önemli olan düşüncelerimizi başkalarını incitmek için değil, doğru olduğuna inandığımızı anlatmak için dile getirmektir. Bunu yaparken de adaletten, nezaketten ve hakkaniyetten uzaklaşmamaktır.
Çünkü herkesin bizi sevmesi, onaylaması veya düşüncelerimize katılması mümkün değildir.
Herkesi mutlu edemeyebiliriz. Ama kimseye bilerek haksızlık etmeden yaşayabiliriz. Belki de asıl huzur, herkesin bizden memnun olmasında değil, bizim kendi vicdanımızdan memnun olmamızdadır.

