Ekim 2026’da büyüyen gösteriler, Avrupa ekonomilerinin karşı karşıya olduğu sorunların artık yalnızca
istatistiklerden ibaret olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Gıda fiyatları, enerji maliyetleri, barınma
sorunu, düşük ücretler ve kamu hizmetlerindeki aksaklıklar, vatandaşların günlük yaşamını doğrudan
etkiliyor. Fransa’da öğrencilerin eğitim koşullarına yönelik tepkileriyle başlayan hareketin geniş
kesimlere ulaşması da bu birikmiş rahatsızlığın göstergesi. Avrupa basınında yer alan haberlere göre
17 Ekim’de Fransa genelindeki gösterilere yüz binlerce kişi katıldı. Bazı kentlerde olayların
şiddetlenmesi, kamu binalarının ve iş yerlerinin zarar görmesi, krizin boyutunu daha da büyüttü.
Sorun yalnızca Fransa’nın sorunu değil
Fransa’da yaşananların ardından İtalya’da Milano ve Bologna gibi kentlerde protestoların
şiddetlenmesi, Belçika’da öğrenci gösterilerinin çatışmalara dönüşmesi ve Portekiz’de ücretler ile
konut fiyatlarına yönelik tepkilerin büyümesi, Avrupa genelinde ortak bir huzursuzluğa işaret ediyor.
İspanya’da da özellikle kiraların yükselmesi ve konuta erişimin zorlaşması toplumsal tartışmaların
merkezinde bulunuyor. Ancak bu ülkelerdeki bütün gösterileri tek bir hareketin parçası olarak
değerlendirmek doğru olmaz. Her ülkenin kendine özgü siyasi ve ekonomik sorunları var. Ortak nokta
ise vatandaşların yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik beklentilerinin karşılanamaması.
Ekonomide büyüme rakamlarının açıklanması, borsaların yükselmesi veya uluslararası yatırımcıların
belirli piyasalara ilgi göstermesi, toplumun bütün kesimlerinin refahının arttığı anlamına gelmiyor. Bir
ülke ekonomik büyüme kaydederken gençler iş bulmakta zorlanabilir, çalışanlar gelirleriyle ay sonunu
getiremeyebilir ve aileler kazançlarının önemli bölümünü kiraya ayırmak zorunda kalabilir. İşte
sokaklara yansıyan öfkenin temelinde, makroekonomik göstergeler ile vatandaşın günlük yaşamı
arasındaki bu mesafe bulunuyor.
Gençlerin gelecek kaygısı büyüyor
Protestoların önemli bir bölümünde gençlerin ön planda olması ayrıca dikkat çekici. Eğitim
kurumlarındaki yetersizlikler, öğretmen eksiklikleri, istihdam olanaklarının sınırlılığı ve barınma
maliyetleri gençlerin geleceğe ilişkin beklentilerini zayıflatıyor. Eğitimini tamamladığında iyi bir işe
gireceğine, düzenli gelir elde edeceğine ve bağımsız bir hayat kurabileceğine inanmayan bir genç için
ekonomik sistemin vaatleri anlamını kaybedebiliyor.
Bu noktada hükümetlerin yalnızca güvenlik tedbirlerine başvurması yeterli olmayacaktır. Kamu
düzeninin korunması elbette devletin temel görevlerinden biridir. Şiddet, yağma ve kamu mallarına
zarar verilmesi kabul edilemez. Ancak barışçıl protestolarla şiddet eylemlerini birbirinden ayırmak,
vatandaşların meşru taleplerini dinlemek ve sorunların kaynağına yönelmek gerekir. Aksi takdirde
güvenlik önlemleri geçici bir sakinlik sağlayabilir fakat ekonomik ve sosyal sorunlar varlığını sürdürür.
Avrupa ekonomisi için riskler artıyor
Sokak olaylarının yaygınlaşması, ekonomik faaliyetler üzerinde de baskı oluşturabilir. İş yerlerinin
kapanması, turizmin zarar görmesi, lojistik akışın aksaması ve yatırım kararlarının ertelenmesi üretim
ve istihdamı olumsuz etkileyebilir. Siyasi belirsizliğin artması, kamu maliyesi üzerindeki baskıları ve
finansal piyasalardaki dalgalanmaları da güçlendirebilir. Özellikle Fransa gibi Avrupa ekonomisinde
önemli ağırlığı bulunan bir ülkede istikrarsızlığın uzaması, yalnızca ülke sınırları içinde kalmayacak
sonuçlar doğurabilir.
Avrupa Birliği açısından da mesele önemlidir. Üye ülkelerde birbirine benzeyen geçim sıkıntılarının
ortaya çıkması, ekonomik politikaların sosyal sonuçlarının daha fazla tartışılmasına yol açıyor.
Enflasyonla mücadele edilirken çalışanların satın alma gücünün korunması, bütçe disiplininin
sağlanırken eğitim ve sağlık hizmetlerinin aksatılmaması ve enerji dönüşümünün maliyetlerinin
toplumun kırılgan kesimlerine yüklenmemesi gerekiyor.
Türkiye açısından çıkarılması gereken dersler
Avrupa’daki gelişmeler Türkiye için de önemli mesajlar taşıyor. Hayat pahalılığı, konut ve kira
maliyetleri, genç işsizliği ve gelir dağılımı, ekonomik politikaların başarısını belirleyen temel alanlar
arasında bulunuyor. Enflasyonun gerilemesi kadar, ücretlerin satın alma gücünün korunması ve
vatandaşın bu iyileşmeyi günlük yaşamında hissetmesi de önem taşıyor.
Türkiye’nin Avrupa’daki olayları yalnızca uzaktan izlenen siyasi gelişmeler olarak görmemesi gerekir.
Ekonomik istikrar, yalnızca fiyat göstergeleriyle değil, toplumsal güvenle de ölçülür. Vatandaş
geleceğe güvenle bakamıyorsa, gençler fırsatlara erişemiyorsa ve çalışanlar emeklerinin karşılığını
alamadıklarını düşünüyorsa ekonomik başarı eksik kalır.
Sonuç olarak Fransa’dan Avrupa’nın farklı ülkelerine yayılan protestolar, yönetimlere açık bir uyarıdır.
Toplumsal huzur, yalnızca güvenlik güçlerinin müdahalesiyle sağlanamaz; adil gelir dağılımı, erişilebilir
konut, nitelikli eğitim, istihdam ve satın alma gücüyle desteklenmelidir. Sokaktaki öfkenin arkasındaki
ekonomik gerçekler görülmeden kalıcı çözüm üretmek mümkün değildir. Çünkü ekonomi yalnızca
büyüme oranlarından ve bütçe tablolarından ibaret değildir. Ekonomi, insanların nasıl yaşadığı,
yarınlarına ne kadar güvendiği ve emeklerinin karşılığını alıp alamadığıdır. Avrupa’nın bugün karşı
karşıya olduğu sınav da tam olarak budur.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar

