
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” cümlesini ilk ne zaman duyduğumuzu hatırlamıyoruz belki ama ne yazık ki hâlâ çok iyi biliyoruz. Hatta sadece bilmiyoruz, yaşıyoruz. Günlük hayatın içinde, haber bültenlerinde, sosyal medyada, komşuluk ilişkilerinde… Bu cümle artık bir atasözü olmaktan çıkıp bir yaşam biçimine dönüşmüş durumda.
Bir haksızlık yaşanıyor. Bakıyoruz. Eğer bize dokunmuyorsa, çoğu zaman omuz silkip geçiyoruz. “Benim sorunum değil” diyoruz. “Zaten her şeye yetişilmez” diye kendimizi ikna ediyoruz. Sonra bir gün, o yılan dönüp dolaşıp bize dokunduğunda şaşırıyoruz. Neden kimse ses çıkarmadı diye soruyoruz. Oysa cevap çok tanıdık: Çünkü biz de zamanında sessiz kalmıştık.
Toplum olarak garip bir eşikte yaşıyoruz. Herkes her şeyden şikâyetçi ama kimse sorumluluk almak istemiyor. Tepki göstermek riskli geliyor, taraf olmak yorucu, ses çıkarmak zahmetli. Sessiz kalmak ise kolay. Üstelik sessizliğin de bir bahanesi var artık: “Gündem çok ağır”, “Zaten bir şey değişmiyor”, “Ben yazsam ne olacak?”
Ama işte tam da bu yüzden hiçbir şey değişmiyor.
Sosyal medyada adalet çağrıları yapıyoruz, birkaç paylaşım sonra gündem değişince konuyu da kapatıyoruz. Başkasının başına geleni izliyoruz, empati kuruyoruz belki ama çoğu zaman güvenli mesafemizi koruyarak. Acı başkasının, risk başkasının, bedel başkasının. Ta ki bir gün sıra bize gelene kadar.
Bu ülkede yılanlar uzun yaşıyor. Çünkü onları besleyen bir sessizlik var. Çünkü her suskunluk, bir başka haksızlığa alan açıyor. Çünkü “bana dokunmayan” dediğimiz her an, aslında biraz daha yalnızlaşıyoruz. Dayanışma zayıfladıkça, herkes kendi kabuğuna çekiliyor. Sonra da neden bu kadar güvensiz, bu kadar öfkeli, bu kadar umutsuz olduğumuzu sorguluyoruz.
Belki de asıl soru şu: Yılan gerçekten bize dokunmuyor mu, yoksa biz dokunduğunu kabul etmek mi istemiyoruz?
Başkasının yaşadığı adaletsizlik, yarının provası olabilir. Bugün ses çıkarmadığımız şey, yarın karşımıza çok daha sert bir şekilde çıkabilir. Ama biz hâlâ “bana dokunmadı” rahatlığıyla yaşamayı seçiyoruz. Ta ki dokunana kadar.
Cesaret büyük laflar etmek değil belki. Bazen sadece “bu doğru değil” diyebilmek. Bazen tarafsız kalmamayı seçmek. Çünkü bazı durumlarda tarafsızlık, güçlüden yana olmaktır.
“Bana dokunmayan yılan” hâlâ yaşıyor mu?
Evet.
Çünkü biz ona hâlâ dokunmamayı tercih ediyoruz.
Ama unuttuğumuz bir şey var: O yılanın yön duygusu çok güçlü. Er ya da geç, herkesin kapısını çalıyor.




