Ana SayfaKöşe YazılarımızBAŞLANGIÇTA DAHA ADİL BİR BÜYÜME SÜRECİ İNŞA EDEBİLMEK

BAŞLANGIÇTA DAHA ADİL BİR BÜYÜME SÜRECİ İNŞA EDEBİLMEK

Ekonomi büyüdüğünde çoğu insanın aklına ilk olarak fabrikaların daha fazla üretmesi, şirketlerin daha çok kazanması ya da ülkenin milli gelirinin artması gelir. Elbette bunlar önemlidir. Ancak asıl önemli olan soru şudur: Bu büyümeden herkes aynı ölçüde faydalanabiliyor mu? Çünkü sadece rakamların büyümesi, toplumun tamamının daha iyi şartlarda yaşadığı anlamına gelmez. İşte bu nedenle bugün dünyanın birçok ülkesinde "daha adil büyüme" kavramı giderek daha fazla konuşuluyor.

-SPONSORLU-


Adil büyüme, ekonomik gelişmenin toplumun her kesimine ulaşmasını ifade eder. Yani sadece belli bir grubun değil; işçinin, memurun, çiftçinin, emeklinin, esnafın, gençlerin ve kadınların da büyümenin meyvelerini toplayabilmesidir. Eğer büyüme yalnızca büyük şirketlerin kazancını artırıyor, ama vatandaşın alım gücü yerinde sayıyorsa, burada sağlıklı bir ekonomik yapıdan söz etmek kolay değildir. Bu nedenle daha işin başında doğru temeller atmak büyük önem taşır. Bir binanın sağlam olması için nasıl güçlü bir temel gerekiyorsa, ekonominin de uzun yıllar ayakta kalabilmesi için adalet üzerine kurulması gerekir. Sonradan ortaya çıkan sorunları düzeltmek, en başta doğru planlama yapmaktan çok daha maliyetlidir.
Adil büyümenin ilk şartlarından biri eğitimdir. İyi eğitim alamayan bir çocuğun gelecekte kaliteli bir işe ulaşması zorlaşır. Bu da gelir eşitsizliğini artırır. Oysa herkesin kaliteli eğitime ulaşabildiği bir ülkede insanlar yeteneklerini geliştirebilir, üretime daha fazla katkı
sağlayabilir. Böylece hem birey hem de ülke kazanır.
Bir diğer önemli konu fırsat eşitliğidir. İnsanların doğduğu şehir, ailesinin gelir düzeyi ya da yaşadığı bölge geleceğini belirlememelidir. Büyük şehirlerde yaşayanlarla küçük yerleşim yerlerinde yaşayan vatandaşların benzer fırsatlara ulaşabilmesi gerekir. Sağlık hizmetleri,
eğitim olanakları, ulaşım ve internet altyapısı gibi hizmetlerde denge sağlandığında ekonomik gelişme de daha geniş bir tabana yayılır.
Tarım sektöründe de adil büyümenin önemi büyüktür. Çiftçi üretmeye devam edemezse şehirlerde yaşayan insanlar da uygun fiyatlı gıdaya ulaşamaz. Bu nedenle üreticinin emeğinin karşılığını alması, modern tarım tekniklerine ulaşabilmesi ve uygun finansman imkanlarına
sahip olması sadece çiftçiler için değil, tüm toplum için önem taşır. Küçük esnaf da ekonominin bel kemiğidir. Mahalle bakkalı, terzi, tamirci, lokanta ya da küçük işletmeler milyonlarca kişiye istihdam sağlar. Eğer ekonomik büyüme sadece büyük şirketleri destekliyor, küçük işletmeler ayakta kalmakta zorlanıyorsa uzun vadede ekonomik denge bozulabilir. Bu nedenle desteklerin ve teşviklerin toplumun geniş kesimlerine ulaşması gerekir.
İş dünyasında da adalet önemli bir yer tutar. Çalışanların emeğinin karşılığını alması, güvenli çalışma ortamlarına sahip olması ve sosyal haklardan yararlanabilmesi ekonomik büyümeyi güçlendirir. Mutlu çalışan daha verimli olur, daha kaliteli üretim yapar ve ülke ekonomisine
daha fazla katkı sağlar. Kadınların iş hayatına katılımının artırılması da adil büyümenin temel taşlarından biridir.
Kadınların üretime daha fazla katıldığı ülkelerde ekonomik büyümenin daha güçlü olduğu birçok araştırmada ortaya konulmuştur. Aynı şekilde gençlerin girişimcilik imkanlarına ulaşabilmesi, yeni fikirlerin desteklenmesi ve teknoloji yatırımlarının artırılması geleceğin
ekonomisini şekillendirir. Vergi sistemi de büyümenin adil olmasında önemli rol oynar. Vergi yükünün dengeli dağıtılması, kayıt dışı ekonominin azaltılması ve kamu kaynaklarının verimli kullanılması hem devletin gelirlerini artırır hem de vatandaşın sisteme olan güvenini güçlendirir. İnsanlar vergilerinin eğitim, sağlık ve altyapı yatırımlarına dönüştüğünü gördüklerinde ekonomik sisteme daha fazla destek verir.
Bölgesel kalkınma da göz ardı edilmemelidir. Ülkenin sadece belli şehirlerinin gelişmesi yerine tüm bölgelerin yatırım alması gerekir. Sanayi, turizm, tarım ve hizmet sektörlerinin farklı bölgelerde güçlenmesi hem göçü azaltır hem de ekonomik canlılığı artırır. Böylece
insanlar doğdukları şehirlerde de gelecek kurma imkanı bulabilir. Çevreyi koruyarak büyümek de artık adil kalkınmanın vazgeçilmez parçalarından biri haline gelmiştir. Bugün kazanılan ekonomik gelir uğruna doğal kaynaklar tüketilirse gelecek nesiller büyük bedeller ödeyebilir. Temiz enerji yatırımları, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir üretim anlayışı uzun vadeli refahın temelini oluşturur.
Ekonomik krizlere karşı dayanıklı bir yapı oluşturmak da başlangıçta doğru planlama yapmayı gerektirir. Tasarruf oranlarının artırılması, üretimin çeşitlendirilmesi ve teknolojiye yatırım yapılması olası krizlerin etkisini azaltır. Güçlü temeller üzerine kurulan ekonomiler zor
dönemleri daha kolay atlatabilir.
Sonuç olarak daha adil bir büyüme süreci tesadüfen ortaya çıkmaz. Bunun için doğru eğitim politikaları, fırsat eşitliği, güçlü tarım ve sanayi, desteklenen küçük işletmeler, çalışan haklarına saygı, kadın ve gençlerin üretime katılımı, dengeli vergi sistemi ve çevreyi koruyan
yatırımlar birlikte hayata geçirilmelidir. Ekonomik büyümenin gerçek başarısı sadece milli gelirin artması değil, vatandaşın sofrasındaki ekmeğin büyümesi, çocukların daha iyi eğitim alması, gençlerin umutla geleceğe bakabilmesi ve herkesin refahtan hak ettiği payı
alabilmesidir. İşte gerçek kalkınma da tam olarak böyle bir anlayışla başlar. Başlangıçta atılan adımlar ne kadar adil olursa, gelecekte kurulacak ekonomik düzen de o kadar güçlü, kalıcı ve toplumun tamamını kucaklayan bir yapıya dönüşecektir.

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar

Yazar

Yazıyı beğendiniz mi? Paylaşarak yakın çevrenizin de görmesini ister misiniz?
Editörün Seçtikleri

En Çok Okunan Haberler

Son Yorumlar