Ana SayfaKöşe YazılarımızTürkiye Ekonomisinde Tasarrufun ve Borçlanmanın Fotoğrafı

Türkiye Ekonomisinde Tasarrufun ve Borçlanmanın Fotoğrafı

Türkiye ekonomisinin 2025 yılına ilişkin kurumsal sektör hesapları, ekonominin üretim kapasitesini, tasarruf alışkanlıklarını ve finansman ihtiyacını anlamak açısından önemli veriler ortaya koyuyor.

-SPONSORLU-


Gayrisafi millî hasılanın 62 trilyon 288 milyar TL’yi aşması, ekonomik büyüklüğün nominal olarak
genişlediğini gösterirken tasarruf ve borçlanma göstergeleri, bu büyüklüğün ekonominin farklı
kesimlerine nasıl yansıdığı konusunda daha ayrıntılı bir değerlendirme yapılmasını gerektiriyor.
Açık konuşmak gerekirse, ekonomik büyüklüğün artması tek başına refahın yükseldiği anlamına
gelmiyor. Asıl mesele, yaratılan gelirin ne kadarının üretime, yatırıma ve istihdama dönüştüğü; ne
kadarının tüketildiği ve ekonominin finansman ihtiyacının hangi kaynaklarla karşılandığıdır. Bu
nedenle kurumsal sektör hesaplarını yalnızca istatistiklerden oluşan bir rapor olarak değil, Türkiye
ekonomisinin mevcut yapısını anlamamıza yardımcı olan önemli bir gösterge olarak değerlendirmek
gerekiyor.
GSMH 62,3 trilyon lirayı aştı
Açıklanan verilere göre Türkiye’nin gayrisafi millî hasılası 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 41,4
artarak 62 trilyon 288 milyar 195 milyon 804 bin TL’ye ulaştı. İlk bakışta oldukça güçlü görünen bu
artışı değerlendirirken fiyat hareketlerini de dikkate almak gerekiyor. Çünkü nominal büyüme,
üretimdeki gerçek artışın yanı sıra enflasyonun etkisini de içeriyor.
Dolayısıyla ekonomik performansı değerlendirirken yalnızca toplam hasıladaki artışa bakmak yeterli
değildir. Reel büyüme, kişi başına düşen gelir, ücretlerin satın alma gücü ve yatırımların verimliliği de
birlikte ele alınmalıdır. Vatandaşın cebine giren para artarken aynı parayla daha az mal ve hizmet
satın alınabiliyorsa, istatistiklerdeki büyümenin günlük yaşama yansıması sınırlı kalabilir.
Bence önümüzdeki dönemde ekonomi yönetiminin önceliği, nominal büyüklüklerdeki artışı kalıcı
refah artışına dönüştürmek olmalıdır.
Katma değerin lokomotifi şirketler
Kurumsal sektör hesaplarının dikkat çeken sonuçlarından biri, mali olmayan şirketlerin toplam
ekonomide yaratılan katma değer içindeki payının yüzde 55,5 olmasıdır. Başka bir ifadeyle üretim
yapan, mal ve hizmet sunan, istihdam sağlayan ve ticari faaliyet yürüten şirketler ekonomide
yaratılan katma değerin en büyük bölümünü oluşturuyor.
Bu tablo, özel sektörün Türkiye ekonomisindeki merkezi konumunu açık biçimde ortaya koyuyor.
Ancak şirketlerin ekonomiye katkısının sürdürülebilir olması için üretim maliyetlerinin yönetilebilir
düzeyde tutulması, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve yatırım ortamının güçlendirilmesi
gerekiyor.
Özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmeler açısından yüksek finansman maliyetleri, nakit
akışındaki bozulmalar ve talep belirsizliği önemli sorunlar oluşturabiliyor. Büyük şirketlerin kaynaklara
erişim imkânları daha geniş olabilirken küçük işletmeler aynı koşullarda faaliyetlerini sürdürmekte
zorlanabiliyor.
Bu nedenle ekonomik büyümenin tabana yayılması için KOBİ’lerin verimlilik yatırımlarına, dijital
dönüşüm projelerine ve ihracat faaliyetlerine daha fazla destek verilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Üretim gücünü artırmadan ve katma değeri yükseltmeden kalıcı refah sağlamak mümkün değildir.
Tasarruf oranı yüzde 29,9’a ulaştı

2025 yılında toplam gayrisafi tasarrufların gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 29,9 olarak
gerçekleşti. Sektörel dağılıma baktığımızda mali olmayan şirketlerin payı yüzde 15, hanehalkının payı
yüzde 9,1, mali şirketlerin payı yüzde 1,7 ve genel devletin payı yüzde 4,1 oldu.
Bu dağılım, tasarrufların ekonomideki farklı kesimler arasında nasıl oluştuğunu gösteriyor. Mali
olmayan şirketlerin tasarruflara yaptığı katkı, işletmelerin yatırım ve finansman kapasitesi açısından
önem taşıyor. Hanehalkı tasarruflarının GSYH’ye oranının yüzde 9,1 olması ise ailelerin ekonomik
kaynaklarını geleceğe yönelik nasıl değerlendirdiği konusunda dikkatle izlenmesi gereken bir
gösterge.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor: Tasarruf oranının yüksek olması, her hanenin rahatlıkla
para biriktirebildiği anlamına gelmez. Gelir dağılımı, borçluluk düzeyi ve zorunlu tüketim harcamaları,
tasarruf imkânlarını doğrudan etkiliyor. Düşük gelirli aileler gelirlerinin büyük bölümünü gıda, kira,
enerji ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlara ayırırken yüksek gelirli kesimlerin tasarruf kapasitesi daha geniş
olabiliyor.
Hanehalkı tasarrufunda sınırlı artış
Verilere göre hanehalkının harcanabilir geliri içindeki tasarruf oranı 2024 yılında yüzde 13,9 iken 2025
yılında yüzde 14,3’e yükseldi. Bu artış, hanehalkının gelirinin bir bölümünü tüketim yerine tasarrufa
ayırdığını gösteriyor.
Fakat tasarruf oranındaki yükselişi tek başına ekonomik rahatlama şeklinde yorumlamamak
gerekiyor. Bazı aileler geleceğe yönelik birikimlerini artırırken bazıları ekonomik belirsizlik nedeniyle
harcamalarını erteleyebilir. Dolayısıyla tasarruf davranışının arkasındaki nedenleri anlamak için reel
gelir, tüketim harcamaları ve borçluluk göstergelerine de bakılmalıdır.
Vatandaş açısından temel hedef, yalnızca para biriktirmek değil, birikiminin enflasyon karşısında
değerini koruyabilmesidir. Bunun için finansal okuryazarlığın geliştirilmesi, tasarruf araçlarının doğru
tanıtılması ve uzun vadeli birikimi teşvik eden politikaların güçlendirilmesi önemlidir.
Ekonomi neden daha fazla borçlanıyor?
Raporun üzerinde özellikle durulması gereken sonuçlarından biri de toplam ekonominin net borç
verme/net borç alma durumudur. Verilere göre ekonomi 2024 yılında GSYH’nin yüzde 0,9’u oranında
net borç alan konumdayken 2025 yılında bu oran yüzde 1,8’e yükseldi.
Bu gelişme, ekonomi genelinde finansman ihtiyacının arttığına işaret ediyor. Ancak net borçlanma
göstergesini yalnızca kamu borçlanmasıyla karıştırmamak gerekiyor. Kurumsal sektör hesapları;
şirketleri, mali kuruluşları, hanehalkını, devleti ve dış dünyayla ekonomik ilişkileri birlikte ele alıyor.
Ekonominin daha fazla net borç alan konuma geçmesi, yatırımların ve harcamaların mevcut
tasarrufları aşmasıyla ilişkili olabilir. Burada önemli olan, borçlanmayla sağlanan kaynakların hangi
alanlarda kullanıldığıdır. Üretken yatırımları, teknoloji dönüşümünü ve ihracat kapasitesini artıran
borçlanma uzun vadede ekonomik büyümeye katkı sağlayabilir. Buna karşılık verimlilik artışı
yaratmayan harcamalar, gelecekte finansman baskısını artırabilir.
Sonuç: Büyüklük kadar kalite de önemli
Kurumsal sektör hesaplarının ortaya koyduğu tablo, Türkiye ekonomisinin önemli bir üretim ve
tasarruf kapasitesine sahip olduğunu, ancak finansman dengesinin de yakından izlenmesi gerektiğini
gösteriyor.

Önümüzdeki dönemde şirketlerin yatırım gücünü artırmak, hanehalkının reel gelirini korumak,
tasarrufları üretken yatırımlara yönlendirmek ve dış finansman ihtiyacını azaltmak temel hedefler
arasında yer almalıdır.
Benim değerlendirmem şu: Türkiye’nin ekonomik başarısını yalnızca trilyonlarla ifade edilen
büyüklükler üzerinden ölçemeyiz. Asıl başarı, bu büyüklüklerin vatandaşın yaşam standardına,
işletmelerin rekabet gücüne, istihdamın niteliğine ve geleceğe duyulan güvene ne ölçüde yansıdığıyla
ortaya çıkacaktır. Ekonomide kalıcı güç, daha fazla üretmek kadar üretilen değeri adil, verimli ve
sürdürülebilir biçimde paylaşabilmekten geçiyor.
Kaynak: TÜİK
ZAFER ÖZCİVAN

Yazar

Yazıyı beğendiniz mi? Paylaşarak yakın çevrenizin de görmesini ister misiniz?
Editörün Seçtikleri

En Çok Okunan Haberler

Son Yorumlar