Sanki bütün şehirler sonsuz bir uykuda. Minareler, eski avlular, dar sokaklar, çiçekler ve bakımsız bahçeler… Yalnız İstanbul uyanık; yedi tepeli, taşı toprağı altın olan İstanbul. Hiç uykuya dalmamış gibi; gözleri kocaman ve mahmur. Üstelik hâlâ ağlar çekiliyor denizinden…
Açık konuşacağım, İstanbul’da gözüm var benim; dar sokaklarında, martılarında ve hatta eski öpüşlerinde. Dedim ya, bütün şehirler uyuyor da sanki koca dünyayı sırtına yüklenmiş gidiyor İstanbul. Umarım bir gün vapur seslerin bütün şehirleri uyandırmaz. Sana sitem etsem… Yağmur yağmasın mesela bu aralar yapraklarına, kar suyu kaçmasın balıklarının kulaklarına, Eminönü’nde balık ekmeğin satılmasın bu mevsimde diye başlarım bütün cümlelerime. Bir yanım seni çok seviyor, bir yanım ise sitem ediyor.
Dedim ya, benim sende gözüm var, aziz İstanbul.
Ah İstanbul, “İstanbul olalı” diyen sevdalı kadının sözleri gibisin. Ah İstanbul, sen niye hep uyanıksın, niye hiç uykulu gözlerin yok senin? Sislerin yok olsa ya Haliç’ten… Uykuya dalsan ve uyanıp dursan ya bütün şehirler gibi. Çok açgözlüsün İstanbul.
Sadece senin değil, her şehrin bir hikâyesi var. Kiminin dağında, kiminin taşında, kiminin ise bağrında… Senin hikâyen niye bu kadar çok peki? Kadınların niye bu kadar kaşlı ve gözlü? Sonra bir de adamların niye bu kadar sevdalı?
İyi hatırlıyorum; aylardan Ocak, mevsimlerden kış idi sana geldiğimde. Kabataş iskelesinden iner inmez bir bardak çayını içtim, denizin rüzgâr ile cilveleştiği yamacından. Dedim ki, alıp başımı gideceğim bugün. Belki Galata’ya, belki de sonra İstiklal’e de gider, eski meyhanelerinin birinde oturur, sonbahar gibi köpüren bir kadeh şarabını içerim diye niyetlendim. Bir incelik aldı yüreğimi; gittim, içtim ve geldim.
Galiba seni aldım İstanbul, sana sahip oldum; tıpkı deli şairlerin çılgın dizelerindeki gibi. Bütün sırlarını öğrendim. Üstelik her önüme geleni durdurup anlatacağım bütün en gizli yanlarını. Bana ne, yıkılsın duvarların, taşların; senin de bütün sırlarını herkes bilsin. Yanmanı beklemeyeceğim İstanbul, tıpkı uyumayacağını beklemeyeceğim gibi. Sen yandığında, biliyorum, dünya daha da geniş olacak; diğer şehirlerin de martıları, aşkları olacak belki de. Ölmüyorsun da, uyumuyorsun da… Madem öyle, adil ol; o hâlde hiç uyuma, hep ayakta kal. Kimselere değişmeyelim seni. Uzun lafın kısası; sen hep uyanık kal. Martıların, rüzgârların, sevdaların ve çayın hep olsun senin.

