Bahçe kapısından sızar gibi yalnızlığımız. Bizden bahseder gibi fısır fısır konuşan hep kapısını aralık bıraktığımız isyanımız. Biraz oyalanır gider her defasında sinsice, yaşımızdan yorgun bırakıp kaçan anılarımız. İnce bir fısıltı, dualarımla çığlık attırıyor bana…
Yalnızlığıma meydan okutuyor, isyanıma göğüs geriyor hatırlayamadıklarım. Sahi neydi ki kanımı boğan o fısıldayışlar? Ete kana bürünmüş, o sinsi köşende, yüreğinde, neydi ki o yakarışlar? Yalnızlığımdı, dilsiz isyanımdı. Aralık kalmış yüreğinin kapısında, bedenim çıplak, bedenim soğuk ve gece yarısı tatlı bir ayrılıktı , beton kokan sesinde
.
Sabah geldi sen gittikten sonra dişlerini geçirdi göz kapaklarıma ve seni fısıldadı kanıma. Çıplaklığıma, sahiliğime sövüp sövdü, kanımla beslendi o sinsi köşen. Şifa niyetine durdu yanımda. Sabahı serin tutayım diye isyanlarımı bastırdım bünyeme. Biraz içki içtim senden hemen sonra, önüme geleni durdurdum . Bir hafiflik aldı bütün bedenimi, sere serpe uzandım yatağıma. Koynumda beyaz bir kağıda her şeyi anlattım olan olmayan her şeyi …Ne yazsam olmadı.
Çıplak ve sahiydim ben. Yıkanmıştım, saçlarımda mini mini damlalar ile sere serpe uzandım yatağıma .Biraz sonra sabah geldi söktü dişlerini göz kapaklarımdan, düğümlerini çözdü saçlarımdan en sensiz yanımı dile getirdi. Kalktım yatağımdan saçlarımı taradım , sıcacık bir çay demledim kendime, dudaklarımı aralık bırakıp, tatlı bir sıcaklık estirdim , aralık kalmış yüreğinden çekip gittim.Sana çok benzeyen beyaz bir kağıtla …



