Nasıl da ahkâm keser hiç sınanmadığı acılar üzerine…
Ne kolay küçümser hiç bilmediği yolları, ne güzel yargılar hiç tatmadığı çaresizlikleri…
İnsan, en çok bilmediği hayatlar hakkında konuşuyor. Uzakta duran her yara kolay görünüyor çünkü. Bir başkasının gözyaşı, dışarıdan bakınca sadece birkaç damla su sanılıyor. Oysa kimse bilmiyor o gözyaşının kaç gece biriktiğini… Kaç dua edip cevapsız kaldığını… Kaç kere “iyiyim” deyip içten içe dağıldığını…
Biz bu çağda birbirimizin yüzünü görüyoruz ama ruhunu göremiyoruz artık. Herkes birbirine bir cümle kadar yakın ama bir kalp kadar uzak. Dinlemek için değil, cevap vermek için konuşuyoruz. Anlamak için değil, yargılamak için bakıyoruz insanlara.
Bir insanın sustuğu yere dikkat edin mesela…
Çünkü insan en çok canı yanan yerde susar.
Bazıları kahkahalarının içine saklar acılarını.
Bazıları geceleri kimse duymasın diye sessiz ağlar.
Bazılarıysa dimdik görünür ama içinde koca bir enkaz taşır.
Ve kimse kimsenin savaşını bilmiyor aslında.
Belki bir adam, yıllardır babasının yokluğunu taşıyor içinde…
Belki bir kadın, herkese gülümserken her gece yastığına gözyaşı döküyor…
Belki bir çocuk, sadece biraz sevilebilmek için susuyor…
Ama insan ne yapıyor?
Görmediği acıya “abartı” diyor.
Yaşamadığı çaresizliği küçümsüyor.
Kendi yarasını dağ sanarken başkasının içindeki cehennemi görmezden geliyor.
Oysa hayat, herkesi bir gün dizlerinin üstüne çöktürüyor.
Bugün güçlü olan yarın dağılıyor.
Bugün gülen yarın bir mezar başında sessizleşiyor.
Bugün “bana bir şey olmaz” diyenler, yarın bir hastane koridorunda çaresizlikle dua ediyor.
Çünkü ölüm var.
İnsan ne kadar kabulenmesede, hayatın en gerçek cümlesi ölüm oluyor sonunda.
Bir gün son kez bakıyorsun sevdiğin birinin yüzüne ve o an anlıyorsun; dünyadaki hiçbir kavga, hiçbir gurur, hiçbir inat buna değmiyormuş.
Bir tabutun arkasından yürürken susuyor insan.
Çünkü ölüm, herkesi susturuyor.
O an ne makam kalıyor geriye ne para ne de haklı olma çabası…
Sadece vicdan konuşuyor insanın içinde.
“Keşke kırmasaydım…”
“Keşke daha çok sarılsaydım…”
“Keşke son konuşmamız böyle olmasaydı…”
Hayatın en ağır yükü, söylenemeyen son sözlerdir bazen.
Bir düşünün…
Bugün tartıştığınız insanın yarın olmayabileceği gerçeğiyle kaç kişi yüzleşiyor?
Annesinin sesini bir daha duyamayacak milyonlarca insan varken, annesine sert davranan kaç insan farkında bunun?
Bir mezar taşına sarılıp ağlayan insanlar var bu dünyada…
Ve hâlâ sevgiyi erteleyen insanlar…
Ne garip değil mi?
Ölümün bu kadar yakın olduğu bir yerde insanlar hâlâ kibirli.
Hâlâ birbirini küçümsüyor, hâlâ kalp kırıyor.
Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor herkes.
Oysa insan dediğin şey, bir nefeslik misafir sadece.
Bir sabah uyanamıyorsun mesela…
Bir akşam eve dönemiyorsun…
Bir “kendine dikkat et” cümlesi, bir insanın duyduğu son söz olabiliyor.
İşte o yüzden kimsenin yükünü hafife almamak gerekiyor.
Çünkü herkesin içinde görünmeyen bir savaş var.
Kimisi geçmişiyle savaşıyor, kimisi yalnızlığıyla…
Kimisi kaybettikleriyle, kimisi kendisiyle…
Ve bazı insanlar vardır; yaşarken ölürler.
Nefes alırlar ama içleri çoktan kararmıştır.
Kalabalıkların içinde yürürler ama ruhları çoktan yorulmuştur.
İnsan bazen en çok da anlaşılmadığı için tükeniyor.
Bir omuz, bir güzel söz, bir “seni anlıyorum” cümlesi kurtarabilecekken bazı hayatları; insanlar yargılamayı seçiyor.
Çünkü merhamet zor geliyor artık bu dünyaya.
Herkes birbirinin açığını kolluyor ama kimse yarasını sarmıyor.
Ah insan…
Her şeyi biliyorsun ama kendini bilmiyorsun.
Bir gün toprağın altına gireceğini bile bile kırıyorsun kalpleri.
Üç günlük dünyada sonsuz kinler biriktiriyorsun.
Bir mezarlığın önünden geçerken hayatın ne kadar kısa olduğunu düşünüp, birkaç dakika sonra yine aynı kibirle yaşamaya devam ediyorsun.
Oysa ölüm, hayatın en büyük öğretmeni.
Bir mezar taşında şunlar yazmıyor çünkü:
“Çok haklıydı.”
“Çok zengindi.”
“Kimseye boyun eğmedi.”
Ama şunlar kalıyor insanların içinde:
“İyi biriydi…”
“Kalbi güzeldi…”
“Kimseyi kırmazdı…”
İnsan sonunda anlıyor…
Bu dünyada geriye sadece kalbin bırakıyor izini.
Ne kadar sevdiğin…
Ne kadar insan kaldığın…
Ve birilerinin duasında yer edip etmediğin…
Çünkü hayat bir gün bitiyor.
Ama bir insanın kalbinde bıraktığın his, yıllarca yaşamaya devam ediyor….
Ah insan…
Nasıl da ahkâm keser hiç sınanmadığı acılar üzerine…






