Bazen yürürken durup etrafa bakıyorum. Aynı sokaklar… Aynı kaldırımlar… Ama bir şey eksik. Gürültü var, araba var, kalabalık var… ama hayat yok gibi. Çocuk sesi yok.
O an fark ediyorum; aslında eksik olan şey, bizim çocukluğumuz.
Bizim zamanımızda sokak sadece sokak değildi. Bir dünyaydı. Sabah çıkıp akşam döndüğümüz, zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımız bir yerdi. Üstümüz başımız kirlenirdi, dizimiz kanardı, annemiz kızardı… ama ertesi gün yine aynı heyecanla kapıdan fırlardık. Çünkü dışarıda bizi bekleyen bir hayat vardı.
Şimdi çocuklara bakıyorum. Hayat hâlâ var ama dışarıda değil. Ekranların içinde. Parmaklarının ucunda koca bir dünya var belki ama o dünyanın içinde rüzgâr yok. Toz yok. Ses var ama kahkaha yok. Oyun var ama temas yok.
Ve en çok da şu dokunuyor insana:
Biz çocukken eve zor girerdik, şimdi çocuklar dışarı zor çıkıyor.
Kime kızmalı, neyi suçlamalı insan bilmiyor. Çünkü anne babaları anlıyorum. Gerçekten anlıyorum. İnsan korkuyor. Haberleri açıyorsun, içini daraltan onlarca şey… “Ya bir şey olursa?” sorusu, bütün çocuklukların önüne duvar gibi dikiliyor. O yüzden kimse kolay kolay “çık oyna” diyemiyor artık.
Ama bir yandan da içimde bir ses diyor ki:
Biz ne zaman bu kadar korkar olduk?
Eskiden bir mahalle vardı. Gerçekten vardı. Sadece aynı sokakta oturan insanlar değil, birbirini kollayan bir düzen… Bir çocuk ağlasa herkes dönüp bakardı. Şimdi bir çocuk koşsa bile kimse başını kaldırmıyor.
Belki de en çok bunu kaybettik biz.
Birbirimize olan o görünmez bağı.
Şimdi çocuklar güvende olsun diye evlerde büyüyor. Ama güven dediğimiz şey sadece kapıyı kilitlemek mi? Bir çocuğun kalbi, ruhu, hafızası… Bunlar da güven ister. Koşmak ister. Düşmek ister. Bir oyunun ortasında nefes nefese kalmayı ister.
Çünkü çocukluk biraz da budur: Kontrolsüz, plansız, gerçek.
Şimdi her şey kontrollü. Saatli. Programlı. Güvenli… ama eksik. Çok eksik.
Bazen düşünüyorum…
Biz ilerde çocuklarımıza neyi miras bırakacağız?
Güvenli ama hatırasız bir çocukluk mu?
Yoksa biraz riskli ama dolu dolu yaşanmış bir hayat mı?
Cevabı kolay değil, biliyorum. Ama şunu biliyorum:
İnsan büyüyünce en çok çocukluğunu özlüyor. Ve o çocukluk, ekran başında geçen saatlerden oluşmuyor.
Bir sokak, bir top, birkaç arkadaş…
Bütün mesele bazen bu kadar basit.
Şimdi dönüp bugüne bakınca insanın içi burkuluyor. Çünkü sokaklar hâlâ orada ama çocuklar yok. Ve bir sokak, çocuk sesi olmadan sadece betondan ibaret.
Belki bir gün yeniden duyarız o sesleri, bilmiyorum.
Ama eğer duymazsak… korkarım ki biz sadece sokakları değil, bir neslin en güzel hatıralarını da kaybetmiş olacağız.






