Ana SayfaKöşe YazılarımızMeydanlara Sığmayan Gün: 1 Mayıs’ın Kalbinde Kalanlar

Meydanlara Sığmayan Gün: 1 Mayıs’ın Kalbinde Kalanlar


Bazı günler vardır, takvimde yer kaplamaz; insanın içinde büyür. 1 Mayıs, işte tam olarak böyle bir gün. Kâğıt üzerinde bir tarih, ama gerçekte yılların biriktirdiği bir nefes, bir öfke, bir umut.

Gazetecilik bana çok şey öğretti. En çok da kalabalıklara bakarken aslında tek tek insanları görmeyi… O yüzden 1 Mayıs’ı anlatırken “binlerce kişi toplandı” demek bana hiçbir zaman yetmedi. Çünkü ben o kalabalığın içinde, sabah evden çıkarken çocuğunun başını okşayıp “akşama gelirim” diyen babayı görüyorum. Ya da cebindeki son parayla yol parası çıkarıp “bugün orada olmalıyım” diyen genci.

Meydanlar doluyor evet… Ama o meydanlara dolan şey sadece insanlar değil. Yıllardır biriken cümleler doluyor. Söylenemeyenler, ertelenenler, yutulanlar… 1 Mayıs biraz da bu yüzden bu kadar gürültülü. Çünkü aslında çok uzun bir sessizliğin patlamasıdır.
Bir keresinde, yaşlı bir işçiyle konuşmuştum. Kalabalığın biraz dışında durmuş, sadece izliyordu. “Neden katılmıyorsun?” diye sordum. Bana şöyle dedi:
Ben yıllarca bağırdım zatenŞimdi gençler bağırsın diye buradayım.”
O cümle o günden beri içimde. Çünkü 1 Mayıs sadece bugünün değil, geçmişin de omuzlarımızda olduğu bir gün. Her sloganın arkasında, daha önce söylenmiş ama duyulmamış onlarca slogan var.

Bugün biz neyi konuşuyoruz? Ücretleri mi, çalışma koşullarını mı, adaleti mi? Evet, hepsini… Ama aslında daha derin bir şey var: İnsan gibi yaşama isteği. Çok basit, çok yalın ama bir o kadar zor elde edilen bir şey.
Bir gazeteci olarak şunu açıkça söyleyebilirim: 1 Mayıs’ı anlamayanlar, kalabalıklardan korkanlar değil; o kalabalığın neden var olduğunu görmek istemeyenlerdir. Çünkü mesele sadece yürümek değil. Mesele, yıllarca yerinde saydırılan insanların artık yürümek istemesi.
Bugün meydanlara bakarken şunu görmemiz gerekiyor: Bu bir “gösteri” değil. Bu bir hatırlatma.


İnsanın emeğiyle var olduğunu hatırlatma.
Onurun pazarlık konusu olamayacağını hatırlatma.
Ve en önemlisi, sessiz kalmanın da bir tercih olduğunu hatırlatma.
Belki de en acı olan şu: 1 Mayıs’ta söylenenlerin çoğu, aslında yılın diğer günlerinde de söylenmesi gereken şeyler. Ama biz, bir güne sığdırıp rahatlıyoruz. Vicdanımızı takvimle ölçer hale geliyoruz.
Oysa gerçek soru şu:
Yarın ne olacak?


Meydanlar boşaldığında, pankartlar indirildiğinde, sloganlar sustuğunda… O insanlar yine aynı hayatlara dönecek. Aynı erken sabahlar, aynı yorgun akşamlar, aynı hesaplar.
İşte tam da bu yüzden 1 Mayıs bir son değil. Bir başlangıç olmak zorunda.
Eğer bugün gerçekten bir şey değişecekse, bu sadece meydanlarda değil; evlerde, iş yerlerinde, karar masalarında olacak. Çünkü adalet, sadece bağırarak değil, duyarak gelir.
Ve belki de en önemlisi şu:
1 Mayıs, alkışlanacak bir gün değil…
Anlaşılması gereken bir gündür.
Eğer bir gün gerçekten alkışlamak istiyorsak, o gün insanların haklarını konuşmak zorunda kalmadığı gün olacak….

Yazar

Yazıyı beğendiniz mi? Paylaşarak yakın çevrenizin de görmesini ister misiniz?
Editörün Seçtikleri

En Çok Okunan Haberler

Son Yorumlar