İnsan bazen en çok sevdiği insanların yanında en yalnız hâline dönüşüyor. Kalabalıkların içinde değil, tam da “beni en iyi o anlar” dediği insanların yanında anlaşılmamak yoruyor insanı. Çünkü anlatmak başka şeydir, anlaşılmak bambaşka.
Son yıllarda dikkatimi çeken bir şey var: İnsanlar artık birbirlerini dinlemek için değil, cevap vermek için bekliyor. Bir cümlenin sonunu merak etmiyoruz; kendi söyleyeceğimiz şeyi düşünürken karşımızdakinin sözleri kulağımızdan geçip gidiyor. Sonra da aynı evlerde, aynı masalarda, aynı hayatların içinde birbirine yabancı insanlar ortaya çıkıyor.
Oysa anlaşılmak için bu kadar mücadele etmek zorunda kalmamalı insan. Kendimizi tekrar tekrar açıklamak, niyetimizi defalarca anlatmak, hislerimizi savunmak zorunda kaldığımız ilişkilerde bir süre sonra tükenmeye başlıyoruz Çünkü insanı yoran şey yanlış anlaşılmak değil, anlaşılabilmek için sürekli çaba harcamaktır.
Bir noktadan sonra şunu fark ediyoruz: Anlaşılmak sadece bizim ne kadar iyi anlattığımızla ilgili değil. Biraz da karşımızdakinin bizi ne kadar anlamak istediğiyle ilgili. Eğer bir insan sizi anlamaya niyetli değilse, dünyanın en doğru kelimelerini seçseniz bile eksik kalırsınız. Çünkü bazı insanlar sizi dinlemek için değil, sizi kendi zihinlerindeki kalıba yerleştirmek için bakarlar.
İşte tam da bu yüzden, hayatın belli dönemlerinde insan kendine şu soruyu sormalı: “Ben kendimi anlatmaya mı çalışıyorum, yoksa kabul görmek için mi çabalıyorum?” İkisi arasındaki fark çok büyük. Kendimizi ifade etmek sağlıklıdır. Ama sırf birileri bizi onaylasın diye ruhumuzu yormak, kendimizden vazgeçmenin ilk adımıdır.
Bazen susmak, uzun açıklamalardan daha değerlidir. Bazen uzaklaşmak, haklı çıkmaktan daha huzurludur. Ve bazen bir insanın sizi anlamamasını kabullenmek, onu ikna etmeye çalışmaktan daha güçlü bir duruştur.
Hayat kısa. Enerjimiz sınırlı. Kalbimizin dayanma gücü bile bir yere kadar. Bu yüzden bizi anlamak istemeyenlerin kapısında saatlerce beklemek yerine, bizi tek bir bakışımızdan anlayan insanların kıymetini bilmeliyiz. Çünkü gerçek bağlar, sürekli kendini ispat etmek zorunda kaldığın yerlerde değil; olduğun hâlinle kabul gördüğün yerlerde kurulur.
Kendinizi hırpalamayın.
Sizi gerçekten anlamak isteyen insan, karmaşık cümlelerin arkasına saklanmış duygularınızı bile duyar. İstemeyen ise en açık sözlerinizde bile başka anlamlar arar.
Ve insan, bir ömrü anlaşılmak için savaşarak değil, anlaşıldığı yerde yaşayarak güzelleştirir….
İnsan anlaşıldığı yeri yaşayarak güzelleştirir
İnsan bazen en çok sevdiği insanların yanında en yalnız hâline dönüşüyor.


