Ana SayfaKöşe Yazılarımızİçimizde Sustuklarımız

İçimizde Sustuklarımız

Hayat, çoğunlukla dışarıya karşı sergilediğimiz sesli bir tiyatrodur. Sabahları verilen mekanik selamlar, gün içindeki zoraki iş koşuşturmacaları, kahve eşliğinde yapılan havadan sudan, derinliği olmayan sohbetler... Oysa bir insanı asıl inşa eden şey, dışarıya fısıldadıkları değil, kendi içine bile yüksek sesle söyleyemediği, o kimsesiz ve derin sessizliktir.

-SPONSORLU-

​Her insanın ruhunda, kapısını sadece kendisinin bildiği, kimseyi misafir edemediği gizli bir oda vardır. Ve o odanın içinde, her şeyden ve herkesten uzağa sakladığımız, tek başımıza omuzladığımız “sustuklarımız” birikir.

​Sessizliğin ve Terkedilmişliğin Ağırlığı

​Sahi, neden susar insan?

​Bazen kırılmaktan korktuğu için: Karşısındakini kaybetmemek adına, kırılan kalbinin parça parça dökülen sesini kendi içine gömer, o enkazda tek başına kalmayı seçer.

​Bazen anlaşılmayacağını bildiği için: “Anlatsam da kimin umurunda olacak ki?” çaresizliği, kelimeleri boğazına düğümler. En yakınlarının yanında bile yabancı hissetmenin soğukluğudur bu.

​Bazen de sadece derin bir yalnızlık yorgunluğundan: Kendini savunacak, hislerini tarif edecek gücü ve o kelimeleri duyacak bir kalbi bulamadığı için sessizliği yorgan gibi üzerine çeker.

​Yutkunup da söyleyemediğimiz her cümle, aslında içimizde büyüyen ve sadece bizim duyabildiğimiz sessiz bir çığlıktır. “İyiyim” derken arkasına saklandığımız o devasa yorgunluklar, “neyse” diyerek yarım bıraktığımız hesaplaşmalar, haklıyken haksız duruma düşmemek için yuttuğumuz kelimeler… Hepsi zamanla, etrafımız insan kaynarken bile bizi mutlak bir yalnızlığa mahkum eden en ağır yükümüz haline gelir.

​Kalabalıkların Ortasındaki Gizli Yalnızlık

​En garip ve en acı olanı da şu ki; bu koyu sessizlikte aslında hiçbirimiz yalnız değiliz, ama hepimiz yapayalnızız. Kalabalık bir metroda yanınızda oturan, iş yerinde her gün masasını paylaştığınız ya da sosyal medyada sürekli kahkahalar atan insanların yüzlerine dikkatlice bakın. Herkes kendi hikayesinin tek kişilik hücresinde yaşıyor. Her yapay tebessümün arkasında, rüzgarda savrulan ama kimsenin elini uzatıp tutmadığı bir fırtınanın izi var.

​İnsan olmanın en hüzünlü çelişkisi belki de budur: Hepimiz aynı şehirlerde, aynı caddelerde, birbirimize omuz vererek yürürüz ama en derin yaralarımızı tek kişilik bir yalnızlıkta büyütürüz.

​İçimizde sustuklarımız bizi biz yapar; bizi daha empatik, daha derin ve insanın o görünmez yalnızlığına karşı daha şefkatli kılar. Çünkü kendi sessizliğinin karanlığında kaybolmuş bir insan, bir başkasının kalabalıklar içindeki o yalnız çığlığını da gözlerinden okuyabilir.

​Kelimelerin Esaretinden Kurtulmak

​Belki de her şeyi tek başımıza omuzlamaktan, o gizli odanın kapılarını üstümüze kilitlemekten vazgeçmenin vakti gelmiştir. Dünyanın o gürültülü yalnızlığını değiştiremesek bile, bizi içten içe tüketen o sessizliği güvenebileceğimiz bir kalbe, hislerimizi ortak eden boş bir kağıda ya da bizi yargılamadan dinleyen uçsuz bucaksız bir gökyüzüne bırakmalıyız.

​Çünkü tek başına taşınamayacak kadar ağırlaşan o yalnızlıklar, paylaşıldıkça hafifler. İçinizde sustuğunuz ve tek başınıza büyüttüğünüz ne varsa; bir gün duyulması, sarılması ve şifalanması dileğiyle…

Yazar

Yazıyı beğendiniz mi? Paylaşarak yakın çevrenizin de görmesini ister misiniz?
Editörün Seçtikleri

En Çok Okunan Haberler

Son Yorumlar