Ana SayfaKöşe YazılarımızEğitim Bir Hak mıdır, Yoksa Bir Fedakârlık Sınavı mıdır?

Eğitim Bir Hak mıdır, Yoksa Bir Fedakârlık Sınavı mıdır?

Hepimiz biliyoruz ki bir ülkenin gerçek zenginliği eğitimdir. Bir ülkenin en büyük serveti; iyi yetişmiş insan kaynağıdır. O insan kaynağını yetiştiren en güçlü unsur ise eğitimdir. İşte tam da bu nedenle, eski bakanlardan birinin, Çocuğunuz iyi bir okul kazandıysa oturduğunuz evi satın, çocuğunuzu okutun.şeklindeki açıklamasını okuyunca bu satırları yazma ihtiyacı hissettim. İlk bakışta bu söz, […]

-SPONSORLU-

Hepimiz biliyoruz ki bir ülkenin gerçek zenginliği eğitimdir. Bir ülkenin en büyük serveti; iyi yetişmiş insan kaynağıdır. O insan kaynağını yetiştiren en güçlü unsur ise eğitimdir.

İşte tam da bu nedenle, eski bakanlardan birinin, Çocuğunuz iyi bir okul kazandıysa oturduğunuz evi satın, çocuğunuzu okutun.şeklindeki açıklamasını okuyunca bu satırları yazma ihtiyacı hissettim.

İlk bakışta bu söz, anne babaların çocukları için yapabilecekleri en büyük fedakârlığı anlatıyor gibi görünebilir. Buna itiraz etmek mümkün değildir. Çünkü tarih boyunca güçlü toplumları inşa eden değerlerin başında ailelerin fedakârlığı gelmiştir. Anne babalar gerektiğinde kendi hayallerinden vazgeçmiş, çocuklarının geleceğini kendi geleceklerinin önüne koymuştur.

Ancak beni düşündüren, fedakârlığın kendisi değil; bu fedakârlığın eğitime ulaşmanın adeta doğal bir şartı gibi sunulmasıdır.

Bir çocuğun eğitim hakkı gerçekten ailesinin sahip olduğu tek evin bedeline bağlanmalı mıdır?

Üstelik meselenin çoğu zaman gözden kaçan bir yönü daha vardır.

Bir çocuk düşünün

Ailesi, onun okuyabilmesi için yıllarca emek vererek sahip olduğu evini satmış.

O çocuk artık sadece okul çantasını taşımaz.

Annesinin ve babasının bütün umutlarını da omuzlarında taşır.

Her sınavda sadece sorularla değil, vicdanıyla da baş başadır.

Ya başaramazsam?

Ya ailemin yaptığı fedakârlığın karşılığını veremezsem?

Belki bazı gençler bu fedakârlığı kendilerine güç kaynağı yapacaktır. Ancak bazıları için bu yük, yıllarca sürecek bir kaygıya ve psikolojik baskıya dönüşebilir.

İşte bu yüzden mesele yalnızca ekonomik değildir; aynı zamanda sosyal ve psikolojiktir.

Elbette aileler çocukları için fedakârlık yapacaktır. Toplumları ayakta tutan da büyük ölçüde bu fedakârlıklardır. Ancak güçlü devletler, vatandaşlarının fedakârlığını zorunluluk hâline getirmeyen devletlerdir.

Çünkü eğitim, yalnızca bireyin değil; toplumun ve devletin de ortak sorumluluğudur.

Bugün ise dünya yeni bir dönemin eşiğinde.

Yapay zekâ, otomasyon ve dijital dönüşüm yalnızca üretimi değil, eğitim anlayışını ve çalışma hayatını da yeniden şekillendiriyor. Yakın gelecekte milyonlarca meslek değişecek, bazıları ortadan kalkacak, yenileri ortaya çıkacak.

Artık tartışmamız gereken konu yalnızca çocuklarımızın nasıl okuyacağı değildir.

Asıl konuşmamız gereken; okuduktan sonra nasıl bir dünyada yaşayacakları, hangi becerilerle hayata tutunacakları ve nasıl bir ekonomik düzen içinde geleceklerini kuracaklarıdır.

Siyasetin görevi, ailelere daha fazla fedakârlık tavsiye etmekten önce; hiçbir çocuğun hayallerinin ailesinin ekonomik imkânlarına bağlı kalmayacağı bir düzen kurmaktır.

Çünkü bir ülkenin en büyük serveti çocuklarıdır.

Ve hiçbir çocuk, hayallerine yürürken omuzlarında bir evin yükünü taşımak zorunda kalmamalıdır.

HAKAN MENTEŞE’NİN KALEMİNDEN….

Yazar

Yazıyı beğendiniz mi? Paylaşarak yakın çevrenizin de görmesini ister misiniz?
Editörün Seçtikleri

En Çok Okunan Haberler

Son Yorumlar