Ana SayfaKöşe YazılarımızYANGIN KAPIMIZI ÇALMADAN

YANGIN KAPIMIZI ÇALMADAN

Doğanın süsü, yaşam kaynağımız ormanlarımız…

-SPONSORLU-

Ne yazık ki her yaz aynı görüntülerle karşılaşıyoruz. Gökyüzünü kaplayan dumanlar, alevlerin arasından kaçıp canını kurtarmaya çalışan hayvanlar, çaresizce kurtarılmayı bekleyen canlılar, evlerini terk etmek zorunda kalan insanlar… Bir yanda itfaiye ve orman ekipleri, diğer yanda traktörleriyle, araçlarıyla, ellerinde ne varsa onunla mücadeleye destek olmaya çalışan köylüler ve gönüllüler…

Sonrasında ise hep birlikte üzülüyor, kahroluyor, adeta ölüp ölüp diriliyoruz.

Ve aynı soruyu soruyoruz:

Neden böyle oldu?

Aslında bu sorunun cevabının bir kısmı hepimizin günlük hayatında saklı.

Toplum olarak çoğu zaman tehlike kapımızı çalmadan yeterince dikkat etmiyoruz. Önlem almayı erteliyor, bazen küçük bir dikkatsizliğin nelere mal olabileceğini düşünmüyoruz. Ta ki yangının parıltısını gözümüzle görüp ateşin sıcaklığını ensemizde hissedene kadar…

Oysa yangınla mücadele yalnızca yangın çıktığında başlamamalı.

Okul sıralarında, aile içinde, kamu spotlarında ve sosyal platformlarda orman yangınlarının nedenleri ve alınabilecek basit önlemler sürekli anlatılmalı. İnsanlara yalnızca “Ormanlarımızı koruyalım.” demek yetmez, nasıl koruyacağımızı da öğretmeliyiz.

Bir cam şişenin, mutlu bir günün ardından söndürülmeden bırakılan mangal kömürünün, dikkatsizce yapılan bir işin veya küçücük görünen bir ihmalin nasıl büyük sonuçlara yol açabileceğini çocukluktan itibaren öğrenmeliyiz. Bunun yanında kasıtlı olarak ormanlarımıza zarar vermek isteyen kötü niyetli kişilere karşı da toplum olarak daha dikkatli ve duyarlı olmalıyız.

Ancak sorumluluğu yalnızca vatandaşa yüklemek de doğru değildir.

Devletin sorumluluğu yangın başladıktan sonra değil, yangından çok önce başlar.

Riskli bölgeler önceden belirlenmeli, orman yolları ve yangın emniyet şeritleri hazır tutulmalı, gözetleme ve erken uyarı sistemleri güçlendirilmeli, yangına müdahale edecek ekiplerin araçları ve personeli özellikle yaz aylarından önce eksiksiz hâle getirilmelidir.

Çünkü yangında bazen birkaç dakika bile çok değerlidir. Küçücük bir kıvılcım zamanında fark edildiğinde birkaç kişinin müdahalesiyle söndürülebilirken, geç kalındığında yüzlerce insanın ve onlarca aracın mücadele etmek zorunda kaldığı büyük bir felakete dönüşebilir.

Belediyelerin de sorumluluğu vardır.

Ormana yakın yerleşim alanlarında kuru otların temizlenmesi, yol kenarlarının kontrol altında tutulması, su kaynaklarının hazır bulundurulması, kaçış yollarının belirlenmesi ve vatandaşların olası bir yangında ne yapacağını önceden bilmesi sağlanmalıdır.

Bir başka önemli görev ise eğitim sistemimize düşmektedir.

Çocuklarımıza orman sevgisini yalnızca bir ağacın resmini çizdirerek öğretmemeliyiz. Ormanın neden önemli olduğunu, bir yangının nasıl başladığını ve küçücük bir dikkatsizliğin nelere mal olabileceğini uygulamalı olarak anlatmalıyız.

Belki yılda bir gün çocuklarımızı sınıflardan çıkarıp itfaiyecilerle, ormancılarla ve arama kurtarma ekipleriyle buluşturmalıyız.

Çünkü çocukken kazanılan bir bilinç, yıllar sonra söndürülmesine gerek kalmayan bir yangın anlamına gelebilir.

Ve elbette biz vatandaşlara da büyük sorumluluk düşmektedir.

Orman kenarında ateş yakmamak, yanan bir izmariti gelişigüzel atmamak, cam ve yanıcı maddeleri doğaya bırakmamak, riskli günlerde çok daha dikkatli davranmak aslında hiç de zor değildir.

Üstelik sorumluluğumuz yalnızca kendi davranışlarımızla sınırlı olmamalıdır.

Bir başkasının dikkatsizliğini gördüğümüzde “Beni ilgilendirmez.” dememeliyiz.

Çünkü orman hepimizin.

Yangın da yalnızca başladığı yerde kalmıyor.

Bugün başkasının köyünün kenarında başlayan ateş, yarın bizim kapımıza dayanabilir.

İşte tam da bu nedenle yangın çıktıktan sonra gösterdiğimiz dayanışmayı yangın çıkmadan önce gösterebilmeliyiz.

Yangın başladıktan sonra köylümüz traktörüyle, gönüllümüz elindeki kürekle, itfaiyecimiz ve ormancımız canı pahasına mücadele ediyor. Bu dayanışma gerçekten çok kıymetlidir.

Fakat aynı dayanışmayı önlem almakta da gösterebilirsek çok daha büyük bir işi başarmış oluruz.

Çünkü yangın çıktıktan sonra…

Ağaçlarımız küle dönmüş, evler zarar görmüş, insanlar hayatını kaybetmiş, hayvanlar alevlerin arasında can vermişse; saatler veya günler sonra yangının kontrol altına alındığını duymak elbette önemlidir ama kaybettiklerimizi geri getirmez.

Belki de artık başarıyı yalnızca “Yangını söndürdük.” cümlesiyle ölçmemeliyiz.

Asıl başarı:

Yangın kapımızı çalmadan, külünü savurmadan, ağaçlarımızı, hayvanlarımızı ve insanlarımızı yok etmeden önce gereken önlemleri alabilmektir.

Çünkü yanan yalnızca birkaç hektar orman değildir.

Bir ağacın gölgesi, bir kuşun yuvası, bir hayvanın yaşam alanı, bir köylünün yıllarca verdiği emek ve çocuklarımıza bırakacağımız geleceğin bir parçası da o alevlerin içinde yanıp gitmektedir.

Bu nedenle mesele yalnızca Orman Genel Müdürlüğünün, belediyelerin, itfaiyenin ya da köylünün meselesi değildir.

Bu mesele hepimizin meselesidir.

Devlet önlemini alacak.

Belediye hazırlığını yapacak.

Öğretmen öğrencisine anlatacak.

Anne baba evladına anlatacak.

Vatandaş dikkat edecek.

Ve hepimiz ormanlarımızı yalnızca yangın çıktığında hatırlamak yerine, henüz yemyeşilken koruyacağız.

Yangın söndürmek elbette büyük bir mücadeledir.

Ama en büyük başarı, söndürülecek bir yangının hiç çıkmamasını sağlayabilmektir.

Yazar

Yazıyı beğendiniz mi? Paylaşarak yakın çevrenizin de görmesini ister misiniz?
Editörün Seçtikleri

En Çok Okunan Haberler

Son Yorumlar