Telefonumuzun şarjı yüzde 3 olduğunda paniğe kapılıyoruz; peki ya hayatımızın ne kadarının kaldığını bilseydik?
Muhtemelen hiçbirimiz bu sorunun cevabını bilmek istemezdik.
Çünkü hepimizin ertelediği bir şey var.
Aramak istediğimiz ama “yarın ararım” dediğimiz biri…
Gitmek istediğimiz ama “şimdi sırası değil” diye vazgeçtiğimiz bir yer…
Başlamak istediğimiz ama “biraz daha bekleyeyim” dediğimiz bir hayal…
Ve çoğumuzun dilinde aynı kelime:
Sonra.
Sonra yaparım.
Sonra giderim.
Sonra konuşuruz.
Sonra özür dilerim.
Sonra kendime zaman ayırırım.
Sonra yaşarım.
Peki ya o “sonra” hiç gelmezse?
İnsanın kendisine sormaktan en çok kaçtığı soru belki de budur.
Çünkü biz hayatı bir takvim gibi görüyoruz. Önümüzde uzun yıllar varmış gibi davranıyoruz. Bugünün yorgunluğunu yarına, bugünün mutluluğunu ise başka bir zamana erteliyoruz.
“Şimdi çok yoğunum.”
“Şu işleri bir bitireyim.”
“Biraz para biriktireyim.”
“Çocuklar büyüsün.”
“Okul bitsin.”
“İşe gireyim.”
“Emekli olayım.”
Sonra…
Sonra…
Sonra…
Bir bakıyoruz, yıllar geçmiş.
Bizi kandıran şey aslında zamanın geçmesi değil.
Zamanın hep var olacakmış gibi görünmesi.
Oysa hayat bize hiçbir zaman “merak etme, daha çok vaktin var” diye söz vermedi.
Biz kendi kendimize böyle bir söz verdik.
Belki de en büyük yanılgımız bu.
Her sabah uyanmayı doğal kabul ediyoruz.
Sevdiklerimizin telefonunun her zaman çalacağını düşünüyoruz.
Bir kahveyi birlikte içmek için daha çok fırsatımız olduğuna inanıyoruz.
Bir gün mutlaka söyleyeceğimizi düşündüğümüz cümleleri içimizde tutuyoruz.
“İyi ki varsın.”
“Özür dilerim.”
“Seni özledim.”
“Seninle gurur duyuyorum.”
“Ben seni gerçekten seviyorum.”
Söylemek için doğru zamanı bekliyoruz.
Fakat hayatın en acı tarafı şu:
Bazı cümlelerin doğru zamanı yoktur. Sadece söylenmesi gereken zaman vardır.
Geçenlerde bir insanın yıllardır görmek istediği bir yere sonunda gittiğini düşündüm.
Belki çok büyük bir yolculuk değildi.
Belki herkesin fotoğrafını gördüğü sıradan bir yerdi.
Ama onun için değildi.
Çünkü yıllardır “Bir gün giderim” diyordu.
İşte bazen bir yerin güzelliği, manzarasında değil; oraya ulaşmak için kaç yıl beklediğimizdedir.
Fakat hepimizin hayatında böyle ertelenmiş bir “bir gün” var.
Kimimiz için bir yolculuk.
Kimimiz için bir telefon.
Kimimiz için bir başlangıç.
Kimimiz için bir vedalaşma.
Kimimiz için sadece kendimize ayıracağımız birkaç saat.
Ve belki de en üzücü olanı şu:
Bazen başkalarının hayatında “keşke” diye başlayan cümleleri duyuyoruz ama bunun bir gün bizim cümlemiz olabileceğini düşünmüyoruz….
Sultan Denli

