Ana SayfaKöşe YazılarımızKendine Hiç Denk Gelmeyen İnsanlar

Kendine Hiç Denk Gelmeyen İnsanlar

İnsan bazen en çok kendisine geç kalır.Hayat dediğimiz şey öyle hızlı akıyor ki; okullar, işler, sorumluluklar, “yapmalısın”lar, “artık büyüdün”ler derken insan bir bakıyor ki yıllar geçmiş. Bir sürü insanla tanışmış, bir sürü ortamda bulunmuş, yüzlerce sohbet etmiş… Ama garip bir eksiklik var: Kendisiyle doğru düzgün tanışamamış.Ne tuhaf değil mi?Başkasının ruh halini iki dakikada çözüyoruz. Bir […]

İnsan bazen en çok kendisine geç kalır.
Hayat dediğimiz şey öyle hızlı akıyor ki; okullar, işler, sorumluluklar, “yapmalısın”lar, “artık büyüdün”ler derken insan bir bakıyor ki yıllar geçmiş. Bir sürü insanla tanışmış, bir sürü ortamda bulunmuş, yüzlerce sohbet etmiş… Ama garip bir eksiklik var: Kendisiyle doğru düzgün tanışamamış.
Ne tuhaf değil mi?
Başkasının ruh halini iki dakikada çözüyoruz. Bir arkadaşımızın keyfi kaçsa ses tonundan anlıyoruz. Sevdiğimiz birinin suskunluğunu fark ediyoruz. Ama söz konusu kendimiz olunca körleşiyoruz. Ne istediğimizi bilmiyoruz, neye üzüldüğümüzü tam tarif edemiyoruz, neden huzursuz olduğumuzu açıklayamıyoruz.
Belki de bu yüzden bazı insanlar her şey yolundayken bile içten içe bir eksiklik hisseder. Hayatında büyük bir problem yoktur. Düzeni vardır, işi vardır, çevresi vardır. Ama geceleri yastığa başını koyduğunda bir cümle dolaşır içinde: “Sanki bu ben değilim.”
Kendine denk gelmemek tam da böyle bir şey.
Yaşadığın hayatın içinde var olmak ama ona ait hissetmemek.
Çoğumuz küçük yaşta uyum sağlamayı öğreniyoruz. Ailenin beklentilerine, öğretmenin ölçülerine, toplumun kalıplarına… “Böyle olursan sevilirsin.” “Şöyle davranırsan takdir edilirsin.” Zamanla alkış almak, onay görmek, sorun çıkarmamak bir refleks hâline geliyor. Ve insan fark etmeden kendine bir karakter yazıyor.
Ama o karakter her zaman bize ait olmuyor.
Belki çok güçlü görünmeye çalışıyoruzdur ama aslında yorulmuşuzdur.
Belki hep mantıklı tarafı oynuyoruzdur ama içimizden çılgınca bir şey yapmak geçiyordur.
Belki “iyi insan” rolünü öyle benimsemişizdir ki hayır demeyi unutmuşuzdur.
Sonra bir gün, hiç beklemediğimiz bir anda, küçücük bir olayla yüzleşiyoruz. Bir cümle, bir şarkı, bir vedâ, bir başarısızlık… Ve içimizde bastırdığımız o ses yükseliyor: “Ben aslında ne istiyorum?”
İşte o an ürkütücüdür. Çünkü cevap dürüstse, hayatı biraz değiştirmek gerekir.
Kendine denk gelmek kolay bir karşılaşma değil. İnsan kendisiyle yüz yüze geldiğinde bahanesi kalmaz. Başkalarını suçlayamaz. “Şartlar böyle” demek yetmez. Çünkü bazen şartlardan çok, alışkanlıklar tutar bizi yerimizde. Alıştığımız mutsuzluk bile tanıdık olduğu için güvenli gelir.
Oysa insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, kendisiyle barışık bir temas. Büyük kararlar değil belki. Sadece küçük dürüstlükler.
Gerçekten istemediği bir şeye “evet” dememek.
Yorulduğunu kabul etmek.
Bir hayalini küçümsememek.
Sırf ayıp olur diye susmamak.
Kendine denk gelmek bir anda olmuyor. Bu bir aydınlanma hikâyesi değil. Daha çok yavaş bir fark ediş. İnsan bazen yıllarca aradığı huzurun, başkalarına benzediği yerde değil; kendine yaklaştığı yerde olduğunu geç fark ediyor.
Belki de en büyük kayıp, yanlış yollara sapmak değil.
En büyük kayıp, kendi yolunu hiç aramamak.
Kalabalıklar içinde bir sürü insana denk geliyoruz. Kimisi hayatımıza giriyor, kimisi çıkıyor. Ama günün sonunda en uzun yolculuk hep kendimize doğru olan. Ve insan, o yolculuğu erteledikçe içindeki boşluk büyüyor.
Belki bugün yapılacak en cesur şey şudur: Bir an durup gerçekten şunu sormak, Ben yaşadığım hayatın içinde var mıyım, yoksa sadece rol mü yapıyorum?
Çünkü insan herkese denk gelebilir.
Ama kendine denk gelmediği sürece, hiçbir karşılaşma tam değildir….

Yazar

Yazıyı beğendiniz mi? Paylaşarak yakın çevrenizin de görmesini ister misiniz?
Editörün Seçtikleri

En Çok Okunan Haberler

Son Yorumlar