Ne yazık ki içinde bulunduğumuz çağda bu servetimiz her geçen gün biraz daha eksiliyor. İnsanımızın birbirine duyduğu güven azalıyor. Oysa güvenin olmadığı yerde huzur olmaz; huzurun olmadığı yerde gelecek kaygısı başlar. Güvenin olduğu yerde ise umut vardır, hoşgörü vardır, dayanışma vardır.
Bir ülkenin ekonomik sorunları olabilir. Eğitimde eksikleri olabilir. Siyasette tartışmalar yaşanabilir. Bana göre ise bütün bunların temelinde çok daha büyük bir sorun yatıyor: Güven sorunu.
Düşünün…
Bir marketten alışveriş yaparken güven arıyoruz. Arabamızı bir tamirciye bırakırken güven arıyoruz. Çocuğumuzu bir öğretmene emanet ederken güven arıyoruz. Sağlığımızı teslim ettiğimiz doktora güvenmek istiyoruz.
Ortaklık kurarken attığımız imzanın arkasında güven arıyoruz.
Bir gazeteyi okurken, Acaba doğru mu?diye sorguluyoruz.
Hatta bir dost seçerken bile önce şu soruyu soruyoruz: Bu insana güvenebilir miyim?
Aslında hayatımızın her anı güven üzerine kuruludur.
Kaybettiğimiz parayı yeniden kazanabiliriz. Kaybettiğimiz zamanı bir ölçüde telafi edebiliriz. Ama kaybedilen güvenin yerine yeniden aynı duyguyu koymak çoğu zaman yıllar alır. Bazen ise hiç mümkün olmaz.
Bu yüzden bir ülkeyi ayakta tutan sadece yollar, köprüler ya da gökdelenler değildir. Asıl ayakta tutan, insanların birbirine duyduğu güvendir. Güvenin olmadığı yerde insanlar aynı şehirde yaşar ama aynı geleceğe inanamaz.
Bugün geldiğimiz noktada insanlar artık sadece sözleşmelere değil, o sözleşmenin arkasındaki insanın karakterine bile güvenmekte zorlanıyor.
Oysa güven; çocukken verilen sözlerin tutulduğu evlerde başlar. Okul sıralarında büyür, ticarette sınanır, devletle vatandaş arasında kök salar. Toplumun mayasını oluşturan da işte bu görünmeyen bağdır.
Peki biz neden birbirimize güvenmiyoruz?
Bu sorunun cevabı belki de hepimizin kendi içinde araması gereken bir muhasebedir. Çünkü güven sadece karşı taraftan beklenen bir değer değildir önce insanın kendisinde başlaması gereken bir erdemdir.
Bir toplumda güven azaldıkça yatırımlar azalır. Ortaklıklar bozulur. Aile bağları zayıflar. İnsanlar birbirinden uzaklaşır. Oysa güven arttıkça ekonomi güçlenir, dostluklar çoğalır ve gelecek umudu büyür.
Derler ki güveni kaybetmek bir dakika, yeniden kazanmak ise bir ömür sürebilir. Ne kadar doğru bir söz…
Benim kanaatim odur ki ülkemizin en büyük ihtiyacı daha fazla bina yapmak, daha büyük yollar açmak ya da daha yüksek duvarlar örmek değildir.
Asıl ihtiyacımız, insanlar arasındaki güven köprülerini yeniden inşa etmektir.
Aslında değişim için çok büyük adımlara da ihtiyaç yoktur. Verdiğimiz sözleri tutarak, emanete sahip çıkarak ve doğruluktan taviz vermeyerek güveni önce kendi kalbimizde inşa edebiliriz. Çünkü güven önce insanın içinde filizlenir, sonra ailesine, çevresine ve topluma yayılır.
Unutmamalıyız ki toplumlar, güven üzerine inşa edilmiş sağlam kalpler üzerinde yükselir.
Belki de bugün yeniden inşa etmemiz gereken ilk şey, kalplerimiz arasındaki güven köprüleridir. Çünkü bir toplumun en büyük serveti ne altınıdır ne de parasıdır. Bir toplumun en büyük serveti, birbirine güvenebilen insanlarıdır.
Çünkü insanlar söylediklerimizi unutabilir. Yaptıklarımızı zamanla hatırlamayabilir. Ama onlara güven verip vermediğimizi asla unutmazlar.
Çünkü güven, hatırlanan bir söz değil hissedilen bir duygudur.
Hakan Menteşe’nin Kaleminden….

