Hastanelerde yatan bazı hastaların paylaştıkları şu sözler dikkatimi çekti:
Endişelenmeyi bırak…
Seni seçmeyen insanlar için.
İşlerin için.
Yavaş ilerlediğin için.
Çok para için.
Gelecekte ne olacağı belli olmadığı için.
Bu satırları okuyunca insan ister istemez derin düşünüyor.
İnsanlar neden bir hastaneden böyle paylaşımlar yapar?
Demek ki endişe yalnızca birkaç insanın yaşadığı kişisel bir duygu değil, giderek toplumun ortak kaygısı hâline geliyor.
Çünkü hastaneler yalnızca bedenlerin değil, kaygıların ve endişelerin de toplandığı yerlerdir.
Biraz daha dikkatli baktığımızda ise endişenin artık sadece hastanelerde olmadığını görüyoruz. Evlerde, okullarda, iş yerlerinde, sokaklarda ve hatta gelecek kaygısı taşıyan çocukların omuzlarında bile var.
Eskiden insanlar daha çok bugünün sorunlarını yaşar, ona göre telaşlanır ve hayatını daha ölçülü bir şekilde sürdürürdü. Şimdi ise henüz yaşanmamış yarınların stresini bugünden çekiyoruz.
İşini kaybetme endişesi…
Barınma endişesi…
Çocuklarının geleceği endişesi…
Sağlık endişesi…
Kariyer endişesi…
Eğitim endişesi…
Geçim endişesi…
Yetişememe endişesi…
Hata yapma endişesi…
Ve hepsinin üzerinde, yarınların ne getireceğini bilememenin endişesi…
Vesaire, vesaire…
Sanki farkında olmadan endişeyi hayatımızın doğal bir parçası hâline getirmişiz.
Oysa endişe, çözüm üretmediğimiz takdirde enerjimizi tüketen, içimizi kemiren görünmez bir hastalık gibidir.
Elbette olacaklara ve yarınlara karşı tedbir almak gerekir. Fakat tedbirli olmakla sürekli endişe hâlinde yaşamak aynı şey değildir.
Tedbir insanı güçlendirir. Endişe ise kontrol edilemediğinde insanı yorar, tüketir ve her geçen gün içinde yeni yaralar açar.
Hayatı tamamen kontrol edemeyiz. Yarın başımıza ne geleceğini de bugünden bilemeyiz. Ama birbirimize güvenerek, dayanışmayı artırarak ve umudu büyüterek belirsizliklerle mücadele edebiliriz.
Çünkü endişe bulaşıcı olduğu gibi umut da bulaşıcıdır.
Gerçek huzur, bilmediğimiz bir gelecek için bugünden kendimizi tüketmek değildir. Önümüzde bir belirsizlik varsa onun üzerine gitmek, çözüm aramak ve azimle üstesinden gelmeye çalışmaktır.
Daha önceki bir köşe yazımda da belirttiğim gibi, güven arttıkça endişe azalır.
İnsan emeğinin karşılığını alacağına inanırsa geleceğe daha umutla bakar.
Çocuğunun iyi bir eğitim alabileceğine inanırsa endişesi azalır.
Çalıştığında geçimini sağlayabileceğine inanırsa yarından daha az korkar.
Hastalandığında iyi bir sağlık hizmetine ulaşabileceğine inanırsa kendisini daha güvende hisseder.
Ve en önemlisi, zor zamanında yalnız kalmayacağına inanırsa geleceğe daha güçlü yürür.
Belki de bugün mücadele etmemiz gereken en büyük sorun yalnızca endişenin kendisi değildir.
Asıl mücadele etmemiz gereken, endişeyi büyüten güvensizlik ortamıdır.
Çünkü insanın geleceğe dair bütün sorularının cevabını bilmesi mümkün değildir.
Ama insanın geleceğe güvenle bakabilmesi mümkündür.
Ve belki de bir toplumun insanlarına verebileceği en büyük huzur şudur:
Yarının ne getireceğini bilmemek ama ne getirirse getirsin yalnız olmadığını bilmek….

