Ana SayfaKöşe YazılarımızİNSANI İNSANA ANLATMAK

İNSANI İNSANA ANLATMAK

Bu oyunculuk macerasına ilk atıldığımda herkes bir şey söyledi, bu saatten sonra işin mi yok, İstanbul seni mi bekliyor, macera mı arıyorsun...

-SPONSORLU-

Evet macera arıyordum…
Ve onlara sadece şunu söyledim bu dünyaya bir Nihal gelmişse hiçbir şey yapamazsam da ben o Nihal ‘i oynarım.

Söylenen bütün olumsuzluklara kulaklarımı tıkadım ve sadece yoluma baktım iyi ki de öyle yapmışım.

Günlük hayatın koşuşturmacasında farkında olmadan farklı rollere bürünürüz. İş yerinde profesyonel bir çalışan, evde şefkatli bir anne baba, arkadaşlarımızın yanında neşeli bir sırdaş…

Takındığımız bu görünmez maskeler, toplum içinde var olmamızı sağlayan korunaklı kabuklarımızdır.

Peki, bir sahnede ya da kamera karşısında başkası olmayı meslek edinen oyuncular için durum gerçekten sadece “numara yapmak”tan ibaret midir?

Oyunculuk, dışarıdan bakıldığında ezberlenmiş replikleri jest ve mimiklerle süsleme sanatı gibi görünebilir. Oysa işin derinine indiğinizde karşılaştığınız şey bir taklit yeteneği değil, muazzam bir empati matematiğidir.

Bir oyuncu, senaryodaki karakterin dünyasına adım atarken ilk olarak kendi yargılarını kostüm odasında bırakmak zorundadır.

Kendisinden tamamen farklı düşünen, belki de gerçek hayatta asla onaylamayacağı kararlar alan bir insanı canlandırırken yargılamadan ona “Neden bunu yaptı?” sorusunu sormaz; “Hangi can acısı, hangi korku onu bu noktaya getirdi?” diye sorar.

İşte oyunculuğun günlük yaşamla kesiştiği en büyüleyici nokta tam da burasıdır: Yargılamadan önce anlamak.

Stanislavski’nin o meşhur “Sihirli Eğer” kavramı, sadece sahne sanatlarının değil, insan olmanın da temel anahtarıdır.
“Ben onun yerinde olsaydım ne yapardım?” sorusu, bir oyuncuyu karaktere yaklaştırırken, bizleri de gündelik yaşamda daha anlayışlı birer insana dönüştürür.

Otobüste sıra beklerken öfkeyle bağırıp çağıran bir yabancıya, akşam evine yorgun dönen eşimize ya da bizi anlamamakta direnen bir arkadaşımıza baktığımızda; aslında her birinin kendi hayat sahnesinde zorlu bir rolde mücadele ettiğini unutuyoruz.

Oyunculuk bize, herkesin kendi hikâyesinin kahramanı olduğunu ve o hikâyenin arkasında görünmeyen bir keder, bir özlem ya da bir mücadele yattığını hatırlatır.

Sahne ışıkları söndüğünde ve alkışlar dindiğinde geriye kalan en değerli şey, oyuncunun başka bir ruhun derinliklerine dalıp oradan çıkardığı insani özüdür.

Bir oyuncu, her rolden sonra dünyaya biraz daha geniş bir pencereden bakmayı öğrenir.

Belki de hepimizin biraz oyuncu empati yapabilme yeteneğine ihtiyacı var.

Karşımızdakini etiketlemek, kestirip atmak ya da yargılamak yerine; bir anlığına onun ayakkabılarını giyip, onun gözleriyle dünyaya bakabilmek…

Çünkü oyunculuk sadece bir sahne sanatı değil; insanın insanı anlama, hissetme ve kucaklama yolculuğudur. Ve bu yolculuk, perde kapandığında değil, tam da sokaktaki gerçek hayat başladığında anlam kazanır.

Unutmayalım;
Hayat vazgeçmeyenlere göz kırpar.

Nihal Cevher

Yazar

Yazıyı beğendiniz mi? Paylaşarak yakın çevrenizin de görmesini ister misiniz?
Editörün Seçtikleri

En Çok Okunan Haberler

Son Yorumlar