Gün gelir, karşısına büyük imkânlar çıkar; para, güç veya yetki sahibi olur. Bir de bakarız ki yıllarca dürüst bildiğimiz insan, aslında hiç de tanımadığımız biriymiş.
Acaba gerçekten değişti mi? Yoksa onun gerçek yüzünü görebileceğimiz bir durumla daha önce hiç karşılaşmadığımız için mi tanıyamamışız?
Kimisi kendisine duyulan güveni boşa çıkarır, kimisi çıkarları uğruna başkalarının hakkını görmezden gelir. Kısacası kendisine güvenen insanları istismar eder, büyük hayal kırıklıklarına uğratır.
İnsanın aklına ister istemez şu soru gelir: Acaba bugüne kadar dürüst davranmasının nedeni ahlaklı olması mıydı, yoksa kötülük yapabilecek fırsatının bulunmaması mı?
Kimileri yıllarca ahlaklı görünerek insanların güvenini kazanır, kimileri ise elde ettiği gücün ve imkânların etkisiyle zaman içinde değişir.
Her iki durumda da sonuç aynıdır. Kırılan güven, uğranılan haksızlık ve insanların yaşadığı hayal kırıklığı…
Üstelik böyle insanların verdiği zarar yalnızca maddi değildir. Bir insanın başkasına duyduğu güveni yıkmak, bazen elinden parasını almaktan çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.
Tabii ki herkesi aynı kefeye koyamayız. Makam sahibi olup adaletten ayrılmayan, büyük imkânlara rağmen başkasının hakkına el uzatmayan nice insan vardır.
Çünkü dürüstlük, kötülük yapacak fırsat bulamamak değil, fırsatın olduğu yerde de doğru kalabilmektir.
Aynı fırsat, bir insanın elinde haksız kazanca, başka bir insanın elinde adalete ve iyiliğe dönüşebilir.
Belki de insanı tanımanın en doğru yollarından biri, imkânları arttığında hangi değerlerinden vazgeçmediğine bakmaktır.

