Ana SayfaKöşe YazılarımızBilgi Çağında Bilgelik Neden Az?

Bilgi Çağında Bilgelik Neden Az?


Hiç bu kadar çok şey bilmemiştik.
Hiç bu kadar az anlamamıştık.
Sabah uyanır uyanmaz elimiz telefona gidiyor. Dünyanın öbür ucundaki bir gelişmeden birkaç saniye içinde haberdar oluyoruz. Ekonomiden psikolojiye, tarihten sağlığa kadar her konuda bir şeyler biliyoruz. En azından bildiğimizi sanıyoruz.
Ama bütün bu bilgi yığınının arasında garip bir eksiklik var: sükûnet.
Bilgi çoğaldıkça ses yükseldi. Herkes konuşuyor. Herkes yorum yapıyor. Herkes bir konuda “fikrini” söylüyor. Fakat o fikirlerin içinden süzülen bir hikmet, bir ağırlık, bir durma hâli çıkmıyor.
Eskiden az bilen ama çok düşünen insanlar vardı. Şimdi çok bilen ama az düşünen insanlar var.
Bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Zor olan, onunla ne yapacağını bilmek. Çünkü bilgi, hamdır. Bilgelik ise pişmiş bir şeydir. Ateş ister. Sabır ister. Yalnızlık ister.
Oysa biz sabırsız bir çağın çocuklarıyız. Bir metni sonuna kadar okumadan fikir beyan edebiliyoruz. Bir insanı tanımadan yargılayabiliyoruz. Bir olayın arka planını araştırmadan hüküm verebiliyoruz.
Bilgi hızla geliyor, ama içimizde yer etmiyor.
Belki de sorun şurada: Bilgiyi biriktiriyoruz ama içselleştirmiyoruz. Tüketiyoruz ama sindirmiyoruz. Ekrandan akıp giden her veri, zihnimizde bir iz bırakmadan kayboluyor. Bir sonraki başlık gelene kadar her şey önemli; bir sonraki başlık geldiğinde hiçbir şey önemli değil.
Bilgelik ise yavaş bir şeydir.
Bir cümlenin içinde durabilmektir.
Bir sorunun cevabını hemen vermemektir.
Bilmiyorum” diyebilmektir.
Şimdi “bilmiyorum” demek zayıflık gibi algılanıyor. Oysa bilgelik biraz da haddini bilmektir. Her konuda konuşmamak, bazen susmak, bazen geri çekilmek.
Belki de en çok kaybettiğimiz şey derinlik. Yüzeyde dolaşıyoruz. Başlıkları biliyoruz ama metni okumuyoruz. Kavramları kullanıyoruz ama içini doldurmuyoruz. Alıntı yapıyoruz ama yaşamıyoruz.
Bilgi çağında yaşıyoruz, evet.
Ama bilgiyle ne yapacağımızı bilmiyoruz.
Bir filozofun adını bilmekle onunla yüzleşmek aynı şey değil. Bir kitabı paylaşmakla o kitabın bizi değiştirmesi aynı şey değil. Bilgi, insanı dönüştürmediği sürece sadece gürültüdür.
Belki de bilgelik azalıyor değil; biz ona alan bırakmıyoruz.
Çünkü bilgelik hızla uyumlu değil. Trend değil. Viral değil. Sessiz. Hatta biraz sıkıcı.
Ama insanı insan yapan şey de biraz o sıkıcılık değil mi? Düşünmek, tereddüt etmek, kendi fikrinden şüphe etmek…
Bu çağın en büyük cesareti belki de yavaşlamak. Daha az konuşmak. Daha çok okumak. Daha derin dinlemek.
Çünkü mesele çok şey bilmek değil.
Mesele, bildiğin şeyin seni nasıl bir insan yaptığı.
Belki de asıl soru şu:
Bilgi bizi büyütüyor mu, yoksa sadece dolduruyor mu?
Aradaki fark, bir toplumun kaderini belirleyecek kadar büyük….

Yazar

Yazıyı beğendiniz mi? Paylaşarak yakın çevrenizin de görmesini ister misiniz?
Editörün Seçtikleri

En Çok Okunan Haberler

Son Yorumlar