Merhaba değerli okurlar.
Epey zamandır yazmayı düşündüğüm ve aklıma takılan bir sözcük hakkında nihayet yazmaya karar verdim.
Son zamanlarda nereye baksak, kiminle konuşsak aynı cümleyle karşılaşıyoruz: “Günün sonunda…” Siyasetçisinden iş insanına, televizyon yorumcusundan sokaktaki gence kadar herkesin dilinde bir “gün sonu” raporu var. Peki, asırlardır “nihayetinde”, “sonuç olarak”, “eninde sonunda” ya da “netice itibarıyla” diyen bir millet, neden aniden takvim yaprağının en altına sığındı?
Bence,Mesele sadece bir kelime tercihi değil. Mesele, düşünce dünyamızın istila edilmesi. İngilizcenin o meşhur “at the end of the day” kalıbı, paketlenip dilimize ithal edildi. Kendi dilimizin o zengin, katmanlı ve anlam derinliği olan ifadelerini bir kenara itip, bu ruhsuz ve mekanik “Günün sonunda” tamlamasına sarıldık.
Bu arada bir not: Yıllar önce İstanbul’daki stüdyolarda seslendirme yaparken; ustalarımdan (Sezai Aydın, Sungun Babacan her ikisi de rahmetli oldu.) hiç böyle bir sözcük duyduğumu hatırlamıyorum
Özetle Türkçe, bir durumun sonucunu anlatmak için bize devasa bir hazine sunar:
Mesele bir sabır işiyse “Eninde sonunda” deriz.
Bir muhakeme yapıyorsak “Netice itibarıyla” deriz.
Bir beklentinin gerçekleşmesini anlatıyorsak “Nihayet” deriz.
Hepsini geçtim, en samimi haliyle “Sadede gelirsek” deriz.
Bu ifade, plaza dilinin o steril ve yapay dünyasından aramıza sızdı. Her şeyi bir “proje” gibi gören, her konuşmayı bir “sunum” edasıyla bitirmeye çalışan modern insanın, meseleyi hızla paketleyip rafa kaldırma telaşının bir ürünü bu. Ancak hayat bir Excel tablosu değil ki her şey mesai bitiminde, yani “günün sonunda” çözülsün.
Bir dili yaşatan, onun kendi iç dinamikleridir. Başka dillerden kavram almak zenginliktir ancak başka dillerin mantığıyla konuşmaya başlamak bir teslimiyettir. “Günün sonunda” demek, Türkçenin o kendine has ritmini bozup yerine ithal bir metronom koymaktır.
Dilimize sahip çıkmak, aslında aklımıza sahip çıkmaktır. Türkçenin bin yıllık feraseti dururken, bir tercüme hatasına sığınmak bu zenginliğe haksızlık değil de nedir?
Sonuç olarak:; dilimiz “günün sonunda” değil, her anın başında ve kalbinde yaşamayı hak ediyor.
Saygılarımla.



