Ana SayfaKöşe YazılarımızKORKUNUN SINIFLA TANIŞTIĞI GÜN

KORKUNUN SINIFLA TANIŞTIĞI GÜN

İki gündür zihnim aynı yerde takılı kalıyor.
Yaşanan okul katliamları.
Sanki bir film sahnesi gibi.
Gerçek olamayacak kadar ürpertici.
Ama ne yazık ki gerçek.
İnsanın içini en çok acıtan da bu.
Bir okul düşünün.
Sabah zilinin umutla çaldığı, koridorlarında çocuk seslerinin yankılandığı, hayallerin sıralara oturduğu bir yer.
Şimdi o hayalin yerini siren seslerinin aldığını,
neşenin yerini korkunun doldurduğunu düşünün.
Ve tam o noktada, insanın içini parçalayan o soru yükseliyor:
Bir eğitim yuvası nasıl olur da bir korku evine dönüşür?
Bu sorunun cevabı kolay değil.
Ama bir gerçek var ki, hiçbir şey bir anda olmuyor.
Şiddet bir günde ortaya çıkmaz.
Önce dilde başlar.
Sonra davranışlara sızar.
Görmezden gelindikçe büyür,
normalleştikçe kök salar.
Ve bir gün.
geri dönüşü olmayan bir kırılmaya dönüşür.
Biz ise o an geldiğinde şaşırırız.
O kadar da değil dediğimiz her küçük şeyin,
aslında ne kadar büyük bir zincirin parçası olduğunu fark ederiz.
Bugün yaşananlar yalnızca bir güvenlik meselesi değil.
Bu, çok daha derin bir toplumsal kırılmanın yansımasıdır.
Görülmeyen duyguların,
bastırılan öfkenin,
ihmal edilen yalnızlıkların
birikmiş sonucudur.
Tam da bu noktada kendimize başka bir soru sormalıyız:
Gençlerimizi neyle besliyoruz?
Çünkü boşluk, her zaman bir şeyle dolar.
Ve eğer biz o boşluğu doğru şeylerle doldurmazsak,
yanlış olan kendine yer bulur.
Gençlerin bir hobisi olmalı.
Ellerini üretime, zihinlerini gelişime yönlendirecek alanları olmalı.
El sanatlarıyla uğraşmalı.
Müzikle buluşmalı, bir enstrüman çalmalı.
Sosyal etkinliklerin içinde olmalı.
Sporla enerjisini boşaltmalı.
Tiyatro ile kendini ifade edebilmeli.
Çünkü kendini ifade edemeyen bir genç,
bir süre sonra öfkesini ifade etmeye başlar.
Bu yüzden mesele sadece yasaklamak değil;
alternatif sunabilmektir.
Bir gencin eline silah değil, kitap vermek istiyorsak,
ona o kitabı sevdirecek ortamı da kurmak zorundayız.
Bir çocuğun hayatına dokunacak bir kurs,
bir gencin yönünü değiştirecek bir etkinlik,
bir öğretmenin fark ettiği küçük bir detay
Peki biz ne yapabiliriz?
*Konuşmalıyız.
*Ama sadece konuşmakla kalmamalıyız.
*Harekete geçmeliyiz.
*Okullarda daha fazla sosyal alan açılmalı.
*Gençler üretime teşvik edilmeli.
*Sanat, spor ve kültür faaliyetleri erişilebilir olmalı.
Her çocuk kendini *bulabileceği bir alanla tanışmalı.
Çünkü her genç doğru yönlendirildiğinde bir potansiyeldir.
Yanlış bırakıldığında ise bir risk.
Eğitim yalnızca akademik bilgi değildir.
Eğitim; anlaşılmak, görülmek ve güvende hissetmektir.
Belki dünyayı tek başımıza değiştiremeyiz.
Ama bir çocuğun hayatına dokunabiliriz.
Bir genci gerçekten dinleyebiliriz.
Bir davranışı görmezden gelmek yerine fark edebiliriz.
Bir cümleyi daha yumuşak kurabiliriz.
Çünkü şiddeti besleyen şey sadece eylemler değildir;
aynı zamanda sessizliktir.
Bu yüzden;
Şiddeti sıradanlaştıran sözlere sessiz kalmamak,
Öfkeyi yücelten tavırlara dur diyebilmek,
Çocuklara sadece bilgi değil, vicdan, saygı ,sevgi ve merhamet de öğretebilmek.
Bunların her biri küçük gibi görünür.
Ama aslında büyük değişimlerin başlangıcıdır.
Eğitim yalnızca akademik bilgi değildir.
Eğitim; anlaşılmak, görülmek ve güvende hissetmektir.
Çünkü bir çocuk kendini güvende hissetmediği yerde öğrenemez.
Bir genç anlaşılmadığı bir ortamda gelişemez.
Ve belki de asıl soru şu:
Biz nasıl bir dünyanın parçasıyız?
Ve nasıl bir dünya bırakmak istiyoruz?
Daha çok anlayan mı?
Daha az yargılayan mı?
Daha çok dinleyen mi?
Daha az öfke biriktiren mi?
Cevap aslında çok basit.
Ama uygulaması cesaret ister.
Çünkü en karanlık anlarda bile,
insanlığı ayakta tutan tek şey;
birbirimize karşı hissettiğimiz sorumluluktur.

Yazar

Yazıyı beğendiniz mi? Paylaşarak yakın çevrenizin de görmesini ister misiniz?
Editörün Seçtikleri

En Çok Okunan Haberler

Son Yorumlar