Ana SayfaKöşe YazılarımızSaraydan Günümüze Uzanan Şifa: Gülün Asil Yolculuğu

Saraydan Günümüze Uzanan Şifa: Gülün Asil Yolculuğu

​Hayatın koşturmacası içinde bazen öyle değerleri unutuyoruz ki, yanı başımızda duran bir mucizenin farkına varmak için geçmişin tozlu sayfalarını karıştırmak gerekiyor.


​Hayatın koşturmacası içinde bazen öyle değerleri unutuyoruz ki, yanı başımızda duran bir mucizenin farkına varmak için geçmişin tozlu sayfalarını karıştırmak gerekiyor. İşte o mucizelerden biri; kokusuyla ruhu dinlendiren, zarafetiyle göz alan, yüzyıllardır bu toprakların baş tacı olan gül. Osmanlı’nın Ruhunu Temizleyen Koku, Osmanlı döneminde gül, adeta asaletle eşdeğerdi. Öyle ki, tarihin en ihtişamlı dönüm noktalarından birinde, İstanbul’un fethinde bile gül başroldeydi. Fatih Sultan Mehmet Han, şehre girip o muazzam fethi taçlandırırken, asaletine yakışır bir adım atmıştı: Ayasofya başta olmak üzere, kutsal mekanları ve sarayları tonlarca gül suyuyla yıkatmış, arındırmıştı. Topraklarımızda yeni bir çağ açılırken, havaya salınan ilk koku işte bu yüzden saf gül suyuydu.Sadece mekanlar değil, zihinler ve bedenler de gülle şifalanıyordu. Osmanlı tıbbının ve saray hekimlerinin vazgeçilmeziydi gül suyu. Ruhsal sıkıntı yaşayanların tedavisinde, cildin gençleşmesinde, padişahların ve sultanların günlük temizlik ritüellerinde hep o vardı. Saray mutfağında sunulan şerbetlere lezzet, sultanların tenine asalet katardı.. ecdadımızın yüzyıllar önce keşfettiği o saf güle dönme vaktimiz geldi de geçiyor bile. Doğal frekansı en yüksek bitki olan gül, sadece cildimizi temizlemekle kalmıyor; o kadim kokusuyla günün stresini, yorgunluğunu ve negatif enerjisini de üzerimizden söküp alıyor.

Yazar

Yazıyı beğendiniz mi? Paylaşarak yakın çevrenizin de görmesini ister misiniz?
Editörün Seçtikleri

En Çok Okunan Haberler

Son Yorumlar