Vefa, kimsenin görmediği yerde de doğru durabilmektir.
Dostluk, yalnızca aynı masada oturmak, birlikte gülmek ya da güzel sözler söylemek değildir.
Asıl dostluk, o insan yanınızda yokken de ona duyduğunuz saygıyı koruyabilmekte ve sen o masada yokken nasıl bir duruş sergilendiğiyle ölçülür.
Bir mecliste dostunuzun adı geçtiğinde, onun yokluğunu fırsata çevirenlere eşlik etmek kolaydır.
Zor olan, kimseye yaranma hesabı yapmadan doğru bildiğinizin arkasında durabilmektir.
Bir insanın arkasından konuşulduğunda susmak da bir tercihtir, ona sahip çıkmak da…
Ve bazen insanın kim olduğunu, söylediklerinden çok sustukları anlatır.
Çünkü insanın karakteri, yalnızca söyledikleriyle değil, başkalarının yokluğunda sergilediği davranışlarla da ortaya çıkar.
Gerçek dost, her koşulda sizi haklı bulan değil; gerektiğinde hatanızı yüzünüze söyleyen, fakat başkalarının yanında onurunuzu koruyabilen,haksızlığa uğradığında hakkını gözetendir.
Sizi yalnızca varlığınızda değil, yokluğunuzda da gözetendir.
Hayat bize zamanla öğretir ki her yakınlık samimiyet, her gülümseme dostluk değildir. Bazı insanlar yanınızda durur ama sizinle yürümez; bazıları ise siz orada olmasanız bile duruşundan ödün vermez.
Dostluk, çıkarların bittiği yerde tükenmiyorsa, mesafelerle eksilmiyorsa ve başkalarının sözleriyle değişmiyorsa anlamlıdır.
Vefa, alkışların duyulduğu yerde değil, insanın arkasından konuşulduğu yerde kendini gösterir.
Unutmayalım; insanın gerçek zenginliği çevresindeki kalabalık değil, yokluğunda bile güvenebileceği insanların varlığıdır.
Çünkü dostluk sözle değil, duruşla; yakınlıkla değil, sadakatle; güzel günlerle değil, zor zamanlarda verilen sınavlarla ölçülür.
İnsan, en çok da arkasından konuşulduğunda yanında duranların kıymetini bilmelidir.
Unutma; dostluk sözle değil, duruşla; yakınlıkla değil, vefayla; güzel günlerle değil, zor zamanlarda verilen sınavlarla anlaşılır.

