Hayatta bazı anlar vardır; yüksek sesle gelmezler, ilan edilmezler, fark edilmek için acele etmezler. Ama kalbine değdikleri anda “iyi ki” dedirtirler.
Ne parlak kâğıtlara sarılıdır ne de “bak buradayım” diye seslenir.
Ama durup bakmayı bildiğinde kalbini ısıtır.
Sabah erken saatlerin dinginliği, yastığa sinmiş uyku kokusu, perdeden sızan ışığın odada yaptığı küçük oyunlar. Bunların her biri bir armağandır aslında.
Sabah gözlerini açtığında içini kaplayan o belirsiz huzur mesela.
İlk yudum çayın buharı, camdan süzülen gün ışığı, yolda yürürken yüzüne değen serinlik, beklemediğin bir mesaj, ezberini bozacak kadar içten bir gülümseme.
Bazen bir sokak kedisinin başını okşamak, bazen uzun zamandır dinlemediğin bir şarkının tam da o anda çalmasıdır hediye.
Sessizliğin içindeki dinginlik, kalabalığın ortasında hissettiğin aidiyet, yorulduğunda sırtını yaslayabileceğin bir omuz.
Hepsi hayatın “süslenmemiş” ama en kıymetli armağanlarıdır.
Bu hediyeleri görmek için gözlerinin değil, kalbin uyanık olması yeterlidir.
Şükürle bakan bir yürek, sıradan sandığımız anların aslında ne kadar mucize olduğunu fısıldar insana.
O yüzden bugün biraz yavaşla. Beklentileri kenara bırak, fark etmeyi seç.
Hayat zaten sana her gün armağanlar bırakıyor.
Hediyeleri beklemek yerine onları görmeyi seçtiğinde çoğalır her şey.
Şükürle bakan bir kalp, sıradan sandıklarının içinden anlam çıkarır.
Bugün gözlerini değil, kalbini aç.
Hayatın sana verdiği hediyeleri kaçırma.
Fatma Memiş




